…
Kilisenin ilkesi devletlerin başlayan oluşum sürecinde yukarıda sözü edilenden daha güçlü bir karşıtlık buldu: Dünyasallık için evrensel bir erek, kendi içinde eksiksiz bir aklanma devlet oluşumunda doğdu, ve bireylerin istençleri, istekleri, özençleri bu topluluk ereğine boyun eğdi. Kendi tekilliği üzerinde kitlenen bencil Yüreğin sertliği, Germanik yüreğin bu yontulmamış, bu kalın derili doğası Orta Çağların korkunç disiplini tarafından kırıldı ve yumuşatıldı. Bu disiplinin demirden iki sopası Kilise ve Serflikti. Kilise Yüreği öfkeye boğdu, Tini en sert köleliğin içinden geçirdi, öyle ki ruh bundan böyle onun kendi ruhu olmaya son verdi; ama onu Hintlinin uyuşukluğuna düşürmedi, çünkü Hıristiyanlık kendi içinde tinsel ilkedir ve böyle olarak sonsuz bir esneklik taşır. Benzer olarak, bedenin insanın kendi bedeni olmasına son veren ve onu bir başkasına ait kılan Serflik insanlığı köleliğin ve dizginlenmemiş kösnünün tüm yabanıllığı içinden geçirdi, ve bu sonuncusu kendini kendi içinde yoketti. İnsanlık kölelikten kurtulmaktan çok kölelik yoluyla kurtuldu. Çünkü yabanıllık, kösnü, haksızlık Kötü olandir; insan, ona zincirlenmiş olarak, törelliğe ve dinselliğe yeteneksizdir; ve bu zorba istenç tam olarak disiplinin insanı ondan kurtardığı şeydir. Kilise kaba duyusallığın yabanıllığı ile savaşını eşit ölçüde yabanıl, teröristik bir yolda sürdürdü; onu cehennemin yılgılarının gücüyle yere serdi ve sürekli olarak boyun eğer durumda tuttu, öyle ki yabanıllık tinini köreltebilsin ve onu dinginliğe doğru evcilleştirebilsin. İnaklarda her insanın zorunlu olarak bu kavganın içinden geçmesi gerektiği bildirilir, çünkü insan doğal olarak kötüdür ve ancak iç parçalanmışlığının içinden geçerek Uzlaşmanın pekinliğine ulaşır. Bir yandan bunu kabul ederken, öte yandan gene de temel