…
Negronun bulunduğu bu kültür aşaması Dinde daha yakından anlaşılabilir. Din durumunda tasarımladığımız ilk şey insanın daha yüksek bir Güce ilişkin bilincidir (üstelik bu salt Doğa gücü olarak anlaşılsa bile), ki onun karşısına insan kendini daha zayıf, daha aşağı birşey olarak duyumsar. Din insandan daha yüksek birşeyin olduğunun bilinci ile başlar. Ama Herodotus bile Negroları büyücüler olarak adlandırdı; oysa büyücülükte bir Tanrı tasarımı, törel bir inanç tasarımı bulunmaz; tersine, büyücülük insanı en yüksek güç olarak sergiler, yalnızca onun Doğa gücüne karşı buyurgan olarak davranabildiğini kabul eder. Öyleyse burada ne Tanrıya tinsel bir tapınma, ne de Hakkın bir egemenliği söz konusudur. Tanrı gürler, ama tanınmaz: İnsan Tini için Tanrı gürleyen birşeyden daha çoğu olmalıyken, Negrolar arasında durum bu değildir. Doğal olana bağımlılığın zorunlu olarak bilincinde olmalarına karşın, çünkü fırtınaya, yağmura, yağmur zamanının sona ermesine gereksinirler, gene de bu onları yüksek birşeyin bilincine dek götürmez; öğelere buyruk verenler onlardır, ve buna büyücülük derler. Kralların bir yardımcılar sınıfı vardır ki, onlar aracılığıyla Doğadaki değişimleri denetlerler; ve her yerin böyle büyücüleri vardır ki, özel törenleri her tür bedensel devim, dans, bağırış ve çağırışla yerine getirir ve bu aptallaşmanın ortasında buyruklarını verirler. Dinlerinin ikinci öğesi bu güçlerini kendileri için görünür kılmaları, onlara dışsal anlatımlar vermeleri ve bunun için kendilerine imgeler yapmalarıdır. Güçleri olarak tasarımladıkları şey bu nedenle nesnel, kendi içinde sağlam ve onlardan ayrı birşey değil, ama bütünüyle ilgisiz olarak ilk en iyi nesnedir ki, bunu bir hayvan, bir ağaç, bir taş, ya da tahtadan bir şekil olan bir 'cin'e yükseltirler. Bu Fetiştir-bir sözcük ki,