Hayrettin Erkan

Hayrettin Erkan
Instgram: (erkanhayrettin) Kitap inst: @sevdaninotekiyisi YouTube kanalım: Hayrettin Erkan youtu.be/otDqwtQQh9g?si=... Şiir kitabım: Sevdanın Öte Kıyısı
Öğretmen -sosyolog-felsefeci-yazar
sosyal bilgiler öğretmenliği/sosyoloji/felsefe/Sosyoloji Yükseklisans
istanbul
8 Ağustos
740 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
… Askeri yenilgiler, militer teknikler de ve teknolojide geri kalış olgusu ile savaş sınıfındaki iç değişikliklerin bir araya gelişinin görüntüsüdür. Militer teknoloji ve sanayideki gelişmelerin artık izlenilemeyişinin baş nedeni ise, Osmanlı maliye ve devlet ekonomisinin içine düştüğü bunalımdı. Avrupa'nın hem ham, hem yapılı maddelerinin değeri yükselirken, Osmanlı parasının değeri düştüğünden çağdaş savaş sanayii düzeyinde kalınamazdı. Savaş sanayii ile birlikte askerlik de geriliyordu. Çağdaş ilerlemeler artık izlenemiyor, ordu çağdaş silâhlarla donatılmıyor, asker yetiştirme (tâlim ve eğitim) yöntemleri çürüyor, asker arasında yağmacılık, disiplinsizlik, isyan eğilimleri başlıyordu. Bu gerilemelerin temelinde yatan nedenler ekonomik, teknolojik ve bilimsel gerileyiştedir. O zaman henüz daha din ya da şeriat diye bir gericilik engeli yoktu. Bu, sonraları, yani çürümenin gövdeyi sardığı zamanların işidir. Gerçekte sözünü ettiğimiz gerilemeleri ilk bildiren ve ilk uyarmaları yapan adam da ulemâdan bir yazardır. Bosna'da kadılık eden Akhisarlı Hasan el-Kâfî, 1596'da yazdığı Usûlü'l-hikem fi nizami'l-âlem adlı kitabında özetle şunları yazar: Şimdiki zamanda silâhlar ihmal edildi. Bu yüzden savaştan çok kaçan oluyor. 1596'da Eğri seferinde bu görüldü. Özellikle Rumeli ve Bosna'da düşman ile cenk eylemeye dayanamayıp firar edenler oldu. Şimdi düşmanda yeni çıkmış silâhlar kullanılmakta. Asker bu yüzden kaçıyor. Bizim de bu silâhları edinmemiz gerekir. Yasaklardan sakınma, disiplin kalmadı. Zulmeden zafer kazanamaz. Asker zulme başladı mı arkası yenilgidir. Üç yıldan beri, özellikle Anadolu'da şehir ve köylerde asker zulmü başladı. Müslümanların, Hıristiyanların ırzını, mallarını yağma ediyorlar. Bunu yapan özellikle hünkâr kulu (kapıkulları) diye adlandırılanlardır. …
Sayfa 76·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
… Bireylerde, Devletlerde, Kayrada eksiklik görmek onların gerçek değerini görmekten daha - kolaydır. Çünkü bu salt olumsuz kınamada kişi burnu havada durur ve sorunun özüne ulaşmadan ona yükseklerden bakar, e.d. onun kendisini, olumlu yanını kavramaz Yaş genellikle insanları daha ılımlı yaparken, gençlik ise her zaman hoşnutsuzdur; yaşın ılımlılığı yargının olgunluğudur ki, yalnızca ilgisizlik nedeniyle daha kötü olandan bile hoşnut olması bir yana, tersine yaşamın ciddiliği yoluyla daha derinden öğrenmeye, şeylerde tözsel olanı, daha değerli olanı görmeye götürülür. - Şimdi, o idealler ile karşıtlık içinde, felsefenin götürmesi gereken içgörü edimsel dünyanın olması gerektiği gibi olduğu, gerçek İyinin, evrensel tanrısal Usun kendini yerine getirme gücünün de olduğudur. Bu İyi, bu Us en somut tasarımında Tanrıdır. Tanrı dünyayı yönetir, yönetiminin içeriği, Tasarının yerine getirilmesi Dünya Tarihidir. Felsefe bu Tasarı (kavramaya çalışır; çünkü ancak ondan yerine getirilmiş olanın edimselliği vardır, ve onunla uyum içinde olmayan yalnızca çürük varoluştur. Salt ideal olmayan bu tanrısal İdeanın arı ışığının önünde, sanki dünya çılgıncasına ve aptalcasına yaşanan bir olaymış görünüşü yiter. Felsefe tanrısal İdeanın içeriğini, edimselliğini bilmeyi, ve küçümsenen edimselliği aklamayı ister. Çünkü Us tanrısal Yapıtın kavranışıdır. Ama genel olarak dinsel, törel ve ahlaksal ereklerin ve durumların bozulma, çürüme ve yıkımlarına gelince, belirtilmelidir ki, bunlar hiç kuşkusuz en iç doğalarında sonsuz ve bengidirler, ama somut şekillenmeleri sınırlı bir türde ve böylelikle yalnızca doğa bağlantısı içinde ve olumsallığın buyruğu altında duruyor olabilir. Bu nedenle geçicidirler ve bozulma ve çürümeye açıktırlar. Din ve Törellik, kendi içlerinde evrensel özsellikler
Sayfa 44·Kitabı okudu
Alıntı
… belirtmek gerek ki, bireyler, özgür oldukları düzeye dek, törel ve dinsel bozulmanın ve zayıflamanın sorumluluğunu kendileri taşırlar. İnsanın neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilmesi, giderek İyiyi ya da Kötüyü isteme yeteneğinde olması, tek bir sözcükle, sorumluluk, yalnızca Kötü için değil ama İyi için de sorumluluk taşıyabilmesi, yalnızca şunun ya da bunun ya da herşeyin değil, ama bireysel Özgürlüğünün sorumluluğuna ait İyinin ve Kötünün sorumluluğunu taşıyabilmesi - bu insanın saltık olarak en yüksek belirleniminin mührüdür. …
Sayfa 42·Kitabı okudu
Alıntı
… İbrahim'in yeni coğrafya buluşlarıyla Avrupa ticaretinin dünya ölçüsünde genişlemekte olduğunu, Amerika kıtasının bulunuşunun önemini bildiği de görülüyor. Bundan ötürü, fizik ve astronomi gibi bilimlerle bugünkü jeopolitik anlamındaki coğrafya bilgisinin devlet yönetimindeki önemi üzerinde durur. Bu bilgilerin gelişmediği bir ülkede güçlü bir devlet olamayacağını anlatır. Dünyadaki değişikliklerin farkında olmayan, coğrafya bilgisinden yoksun olan adamların elinde devlet yönetmek pusulasız gemi yürütmek gibi bir şeydir. Avrupalıların yeni kitadaki ve eski kıtayı çevreleyen denizlerdeki gelişmelerine karşılık (Risale-i islâmiye'sinde Papalık'a karşı kurtarıcı bir güç olarak bel bağladığı) Osmanlılığın ve bütün İslâm dünyasının derin bir cehalet içinde kalmasının tehlikelerini anlatır. Böyle kişilerin yönetiminde İslâm ülkelerinin bir gün Avrupa devletlerinin egemenliği altına gireceğini haber verir. Avrupa'dan ders alan, oradaki gelişmelerin en yararlı olanlarını seçmesini bilen Petro'nun nasıl başarı kazandığına işaret eder. Osmanlı devleti de aynı şeyi yapmazsa ileride Osmanlı ülkelerinin Rusya karşısında güçsüz ve yoksul kalacağını da haber verir. Bu vesileyle İbrahim, ilk defa olarak Avrupa'da yeni askerlik kuruluşlarını (nizamlarını, ordonnance'larını), bu kuruluşların gerektirdiği silâh değişikliklerini, taktik ve strateji yeniliklerini anlatırken "nizam-1 cedit" terimini kullanır. Bu terimi ilk kez kullanan odur. "Nizam" terimi eski bir Osmanlı terimidir; "dünyanın değişmemesi gereken geleneksel düzeni" demektir. İbrahim geleneksel düzen anlayışı yerine çağdaş düzen kavramını ilk getiren adamdır. …
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
… 17. yüzyılda Avrupa ticaretinin getirdiği ve bugün bize önemsiz gözüken maddelerin yayılışı, ancak dikkatle bakıldığı zaman farkedilebilecek etkiler yaratmıştı. Bunların başında kahve gelir. Bir yüzyıl önce câiz olup olmadığı hararetle tartışılan, yasaklanan, uğrunda çok kişinin canını yitirdiği kahve, tütün, alkollü içkiler ve keyif verici maddelerin kullanılması serbestleşmiştir. Avrupa'da olduğu gibi, burada da devlet bunlardan hazinesine gelir sağlamanın tadını almıştır; hattâ ileride göreceğimiz gibi, bunlardan sağlanan gelirlerle geniş bir askerî reform (Nizam-1 Cedit) girişiminin finansmanına çıkılmıştır. Kahvenin serbestleşmesinin en devrimci sonucu, sayısız kahvehanenin açılması olmuştur. Günümüzde hemen hemen sönmüş olan eski kahvehanenin siyasal önemini, bugün bizim gözümüzde canlandırmamız biraz güçtür.2 Avrupa'da bile hükümetleri korkutan kahvehaneden korkmakta Osmanlı devletinin daha haklı endişeleri vardı. Osmanlı devleti tebaasının, yani reâyânın camiden, mescitten, kiliseden başka gidecek, toplanacak yeri yoktu. Buralarda da sadece vaizleri dinlerlerdi. Askerleri ya kışlalarda ya da timar bölgelerinde, kalelerde yaşarlar, çalışırlardı. Hemen hemen hiçbir kamu düşünü yuvası ve aracı yoktu. Böyle bir reâyâyı, çobana benzetilen bir padişah kendi adamlarıyla kolay güdebilirdi. Kahvehaneler, Osmanlı ülkelerinde, özellikle İstanbul'da cami ve mescidin yerini alan ilk siyasal dedikodu, hattâ fesat yuvaları oldular. Daha kötüsü, kahvehaneler ve meyhaneler reâyânın uğrağı, eğlenme ya da dinlenme yeri olmaktan çok, hükümet için korkunç bir gücün, yeniçerilerin ve Bektaşîlerin ayaklanma karargâhları haline gelmiştir.3 Yüksek tabaka, Paris'e elçilikle giden Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin dönüşte getirdiği planlara göre yapılan köşklerin lâle bahçeleri
Sayfa 43·Kitabı okudu
Alıntı