Hayri Varol

Hayri Varol
@HayriVarol
Tanınmamış Kişi, Ayçiçeği Tarlalarına Beton Dökülürken, Kazak Gölü'nde Kanat Çırpan Beyaz Kuğular ve Gadaşım kitaplarının yazarı.

Hayri Varol

, bir kitap okudu
Puan vermedi·120 syf.·
2024 10. kitabı
Ahmet Ümit
7.2/10 · 6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bölgemizi konu alan yayımlanmış iki romanım var... İlki Çerkezköy konulu "Ayçiçeği Tarlalarına Beton Dökülürken", ikincisi ise Kapaklı konulu "Kazak Gölü'nde Kanat Çırpan Beyaz Kuğular ". İlk kitabım olan deneme tarzındaki "Tanınmamış Kişi"de aslında başta doğduğum şehir olan Bafra ve yine Çerkezköy anılarımla dolu bir kitaptır. Şunu amaçlıyordum; Doğduğum ve doyduğum şehirlere bir vefa borcu ödemek, bu şehirleri ve bu şehirlerin yapısını, dokusunu, karakterini ve insanlarını, edebiyat yoluyla geniş kitlelere tanıtmak, ilgi odağı yapmak. Buydu niyetim. Bir çok sıkı okur tanır, bilirim ki, okuduğu bir romanda yaşanan olayların geçtiği mekanları merak eder, fırsatını bulunca da gider, oraları gezer, görür. Nitekim turistik tanıtımlarda da bir çok mekân tanıtılırken, filan filmin çekildiği mekanlar, falan romanın hikâyesinin yaşandığı yerler şeklinde makaleler yazılmıştır. Edebiyatın ve sanatın şehirlere, mekânlara katkısı azımsanamayacak niteliktedir. Efendim, geçtiğimiz hafta sonu, İstanbul'un bize göre en uzak noktası sayılabilecek bir ilçesinde yaşayan bir okurum, "Kazak Gölü'nde Kanat Çırpan Beyaz Kuğular" romanını çantasına koydu, eşiyle birlikte yola çıktılar, Kapaklı'ya, Kazak Gölü'ne geldiler ve romanın kahramanları olan, İsmail ile Hece'nin hikâyelerinin geçtiği mekanları dolaştılar, onların gezdiği yerlerde gezdiler, fotoğraf çekildiler, sosyal medya hesaplarından paylaştılar. Bu benim için, emekleyen bir yazar adayı için çok büyük bir mutluluktur, tarifi zordur da, Kapaklı'nın ve Kazak Gölü'nün tanıtımı için az şey midir?
Edebiyat
Kusursuzluk, bir kusur halidir... Kusursuzluk arayışı insanları mutsuz ediyor... Kusurluların hakim olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Ne toplumu, kusurluların hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve bu böyle de devam edecek... Başarmış, tırmanmış, kazanmış insanların arasında kusursuz birilerini bulamazsınız... Tek bir kişi dahi bulamazsınız... Tertemiz, hatasız, günahsız birinin başarı ve kazanma hikayesi yoktur... Böyle tek bir kişi dahi yoktur yeryüzünde... Geçmişte de olmamıştır, gelecekte de olmayacaktır... İlk insan dahi yaşamına kusurlarıyla başlamıştır... Günahsız bir kazanma hali yoktur... Hatasız, haramsız bir kazanç(çok kazan) yoktur... Adaletli bir tırmanış yoktur... Zirveler temiz değildir... Bunu yadırgayarak, kınayarak önünüze sürmüyorum... Amacım birilerini, bir yerleri, mercileri, makamları suçlamak değildir... Bir durum tespiti yapıyor, sizlerle bunu paylaşıyorum... Toplumları hatta dünyayı yöneten otorite, kusurun gücüdür... Kusursuz bir insan, kusursuz bir toplum, kusursuz bir dünya mümkün değildir... Kusursuz bir arkadaş, kusursuz bir patron, bir yönetici, bir komşu, kusursuz bir baba, kusursuz bir anne, kusursuz bir evlat, mümkün değildir... Kusursuz bir eş mümkün değildir... Kusurlu olanı hemen terketmek, değiştirmekte doğru bir çözüm yolu değildir... Mutlu olmak adına yanındaki kusurluyu terkedip, başka bir kusurluyla birlikte olmaktan ileriye götüremezsiniz durumu. Bu da, daha çok mutsuzluk getirir. Kusursuz bulman mümkün değildir, çünkü sen de kusurlusun...
Ayağını Yitiren Ayakkabı hakkında
Puan vermedi·146 syf.··
2024 8. kitabı
Ayağını Yitiren Ayakkabı, bizim Turgut Akça'nın "kitaplılar" arasına giriş yaptığı ilk eseri. 855 Turgut Akça... Bizim Bafra İmam Hatip'ten... Hani şu genellikle en arka sıralarda oturan, sürekli gülümsüyormuş gibi bir yüze sahip, kırmızı yanaklı Turgut... Sınıfın en çalışkanlarından hani... Ve, en az konuşanlarından... Meğer ta o zamanlardan beri, susup, gözetleyip, biriktiriyormuş... Bu kitabı okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki, bizim Turgut Akça, bu dünyayı en iyi ve en derinlemesine görebilen ender insanlardan biriymiş meğer.... Meğer onun için suskunmuş hep, ta orta ve lise zamanlarında bile... Ben ta o zamanlarda kıskanırdım onu... En baştan yazılılardan hep yüksek not alması kolay hazmedilir bir durum değildi... Benim okul numaram 854, onunki 855 idi, benden bir büyük... Sonra çok şık giyinirdi, saçlarını düzgün tarar, temiz görünürdü... Bizim tayfadan değildi, hiç bir zaman da olmadı... Okulunda, dersinde, işinde gücündeydi yani... Öyle sanıyorum ki, hiç bir öğretmeninden tek bir fiske yemeden okulunu bitirmiştir... Oysa bizim yediğimiz dayaklar Bafra'nın yüzölçümünü bir kaç kez dolaşır... Öğretmenler, dedim de, ben Edebiyat Öğretmenimizi çok severdim, Edebiyat Öğretmenimiz ise Turgut Akça'yı çok severdi... Kıskanmak için o kadar çok sebeplerim vardı ki... Yıllar sonra bir kez daha kıskandım Turgut Akça'yı... Üstâdı... Ben öyle hitap ediyorum ona... Üstâd... Üç kitabı yayımlanmış, yenisine hazırlanan bir yazar emekleyeni olarak, bir kez daha kıskandım, üstadı... Nasıl kıskanmayım?... Benden güzel yazmış... Benden güzel ifade etmiş etrafı, çevreyi, insanları, toplumu, her bir nesneyi, hatta dünyayı... Benden güzel bakmış, etrafına, çevresine, insanlara, topluma, herbir nesneye, tabiata, dünyaya...
Edebiyat
Ayağını Yitiren AyakkabıTurgut Akça · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20243 okunma