Bafra..Ah Bafra..Ayrılığımızın üzerinden geçen koca koca yıllara rağmen bir gün olsun hatıralarımızdan çıkmayan Bafra..Doyasıya yaşayamadığımız, doyamadığımız Bafra.. Yaşadığımız günleri, en hüzünlü ve de en neşeli anıları artık düşlerimizde yer bulan Bafra..
Bir gün mutlaka geri döneceğiz diye ayrıldığımız ama belkide artık hiç dönemeyeceğimiz, belki bir kaç senede bir, en iyi ihtimal senede bir kaç kere gidebileceğimiz Bafra..
Ne güzel yazmış Alptekin Ahıshalıoğlu Bafra'yı, Bafralı'yı..
Bafra..Ah Bafra, yaşadığımız günlere olan özlemimizi hatta yaşayamadığımız, daha da geçmiş dönemlerine ait yaşanmışlıkları dile getiren, okurken büyük keyif aldığım, bitmesine yakın, bitecek diye üzüldüğüm bir kitap..
Aynı zamanda bir şehir, tıpkı bir insan gibi nasıl yaşlanır ve ölür, bunu okuyarak izlediğim, ve gördükçe burnumun direğini sızlatan bir anılar demedi..
Sadece Bafralıların değil, kendi yaşadıkları ve ayrıldıkları şehirlere özlem duyanların da kendilerine ait benzerlikleri bulabilecekleri bir kitap..
Kitap içerisinde keyifle okuyabileceğiniz dermelerden birisini paylaşmak istiyorum, sabırla okuyabilenlere..
Aşağı yukarı kırkbeş yıl öncesi..Ayakkabıcılar Arastası'nın bir köşesinde babamın, karşı köşesinde Gebeleğin Enver Amca'nın dükkanı bulunuyordu. Gebeleğin bitişiğindeki dükkan ise Azzemmi'nin ve üst katında röntgen mütehassısı Doktor Kolaylı Mehmet Bey'in muayenehanesi vardı.
Günlerden bir gün Gebeleğin Enver Amca, mahalleden komşusu Yağcı Havva ile konuşuyordu. Havva Hanım2ın elinde büyk ve sarı renkli bir zarf vardı.
O tarihlerde henüz naylon poşet diye bir şey bilinmediği için, röntgen filmleri büyük sarı renkli bir zarfa konulurdu. Birinin elinde bu sarı zarf görülünce, bir sağlık sorunu olduğu ve zarfın içinde röntgen filmi bulunduğu hemen anlaşılırdı.
Babam,