Yeşil parkamla Karşıyaka Mezarlığı’nda dolandığım günleri özledim.
Buralar bize ağır gelir, hafız.
Ekmeği tuzlu, suyu tatlıdır buranın;
oysa biz tuzsuz ekmeğe, acı suya alışmıştık.
Acıyla yoğrulmuş bedenlerin içinde rahat hisseder insan kendini,
çünkü bilir
Kendi yeri orasıdır.
“İçimdeki karanlıkların farkındayım ama ona hükümdarlık vermeyecek kadar güçlüyüm."Cennetin Doğusu’nu tek bir cümleyle tarif etmek gerekirse, belki de en doğru kapı buradan açılır.Steinbeck, insan aklının en yalın ama en sarsıcı sorusunu sorar:İnsan kaderine mi mahkûmdur, yoksa kendi kaderinin mimarı mıdır?Eğer insan, bu sorunun ağırlığını taşıyabilecek gücü kendinde hissediyorsa, cevabını da çoktan biliyordur. Çünkü bu soru, cevabını dayatmaz; seçim talep eder.Bu yüzden roman boyunca aynı fısıltı kulaklarımızda dolaşır:Habil olabilmenin güçlüğü, Kabil olarak devam edebilme ihtimaliyle sınanmaktır.Asıl ahlaki etik, kötülüğü hiç tanımamakta değil; onu tanıyıp seçmemektedir.Teşekkürler John Steinbeck.
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
Ahmet Ümit'in okuduğum ilk kitabıydı, diğer kitapları hakkında pek bir bilgi sahibi olmamakla beraber dilinin sade ve akıcı olması hanesine +1 puan yazar.Fakat bu kitabı okurken pek etkilendiğimiz söylenemez hikayesi kurgusu güzel yazılmış olabilir ama olayların tesadüflere bağlı ortaya çıkması kitabı biraz aşağı çekti.Bir Conan Doyle ve yahut Stephan King kitabı hazzı alamadım.Her şeye rağmen Ahmet Ümit okunmaya değer bir yazar.