İlk kitabı ruhen çok darda olduğum bir zamanda bir arkadaşımın tavsiyesiyle okumuştum. Okudukça kendimi buldum, dinledim, gördüm. Gerçekten teselli olmuştu bana. Hatta yazarla sosyal medyada mesajlaşmıştım özellikle teşekkürlerimi sunmuştum. Bu kitap da aynı şekilde ruha çok iyi geliyor. Okumanızı tavsiye ediyorum. Kitaptan birkaç bölüm aşağıdaki gibidir.
Kişi, zevk esnasında kendini, varlığını unutur, bir başkası olur, âdeta bir yabancı... Ve insan ancak acıyla içine döner, kendine gelir, kendi olur.
Nerede keder varsa orası mukaddes topraktır. Bir gün bunun ne demek olduğunu anlayacaksın ve o güne kadar hayatın anlamına dair hâlâ hiçbir şey biliyor sayılmazsın.
Demek ki bir işin korkusu, kendisinden yüz kat betermiş.
İnsan teselliyi başta kendine vermeli. Derdinizi sizden daha iyi kim anlar?
“Cor ne edito”. Yüreğini yeme!” Biraz sert söylemek gerekirse içini dökecek arkadaşı olmayan kişi, kendi yüreğini kemiren bir yamyamdır.
Gelecekle ilgili korkuların mı var? Bu korkuların hiçbiri korktun diye senden uzaklaşıyor değil. Geçmişle ilgili üzüntülerin mi var? Üzüldün diye o hatıralar yeniden düzenleniyor ve tamir ediliyor değil. Biliyorsun ki şimdiki sorunlar ağladın, sızladın, feryat ettin diye yoluna giriyor da değil.
Yersiz korku ve üzüntüler çoğu zaman zarara sebebiyet verir. En iyimser tahminle de perdeyi sıfır faydayla kapatır.
Geleceğe vardığımızda kuracağımız “Bari o kadar endişe etmeseydim.” cümlesi ile bu duyguların geçmişe bir faydası olmadığını anladığımızda kuracağımız, “Keşke o kadar üzülmeseydim.” cümlesi, hemen hemen aynı mananın iki farklı tezahürüdür.
Enaniyet, çağının çocuğu olduğu için günümüz insanı aczini kolay kabullenmez.
İnsanın acıları, dünya sevgisi ve dünya hayatına bağlılık nispetinde artar.
“Bütün dünya benim olsa gamım gitmez
Savaşın olduğu yerde önemli olan vicdandı. Kalplere vabeste vicdan. Vicdan hükmünü yitirince insanın hangi dinden, hangi ırktan, hangi düşünceden olduğunun da kıymeti kalmıyordu.