Hasan Dağ

Hasan Dağ
«Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe» «Herkes kendi içine baksın.»
Vicdanı, içinin en sağlam yerine yerleştir. Vicdan olmadan hiçbir şey bilinmez. Akıl tartar; vicdan tadını söyler. Akıl tartar, yüz gramdır der; onun zeytin mi altın mı olduğunu vicdan söyler. Terazi haktır, yalan söylemez. Ölçü aleti doğru olacak ki, ilacı ona göre alayım. Eksiklik bendeyse kendimi takviye edeyim. Tanimak, kabul etmektir, sevmektir; onu kabul etmek, hayatı kabul etmektir. Ölçü aletine denir mi; ben tansiyonumu illa 8'e 12 görmek istiyorum, denmez, bana illa öyle göster, olmaz. Ölçü aleti doğru olacak ki ben doğruyu onunla bileyim. Sular kesilse her kes nasıl yıkanacak? Elbise giyilmese karşıdakine nasıl hoş görünülecek? İçine de manevi değerleri koyduğun zaman, temizlenirsin, beden burada gezer, sen hayatı seyredersin. Ben kendime bir tansiyon ölçme aleti yaptım, ibresi hep 8'e 12'yi gösteriyor, benim de moralim düzeliyor, rahatlıyorum, böyle olur mu? Sen kendini aldatıyorsun. Sen ölçü aletini tanımıyorsun, kabul etmiyorsun, sevmiyorsun, kendine uyduruk ölçü aletleri yapmakla uğraşıyorsun; tanımak kabul etmektir, sevmektir, onu kabul etmek, hayati kabul etmektir, Ölçüler hayattadır, su gibidir, herkes içer, herkes yıkanır; güneş gibidir, herkese ışık verir, ısı verir. Ölçüler ruhuna hayattan akacak. Gönül kapalı olursa ruh da karanlıkta kalır. Gönül kapalı olursa ölçüler ruhuna nasıl aksın, ruhunu nasıl aydınlatsın? Tohumu toprağa atmışsın, üstüne beton dökmüşsün, ne olur, havası da kesilir, suyu da kesilir. Sen nasıl gidersen hayat o oluyor.
İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Öyle kurban, nereden gelip nereye gittiğini sormayanda, o bakış oluşmuyor. Çünkü bu soruyu soran, artık kendine şahit olmuştur, diğer insanlara şâhit olmuştur, bir hayata gelindiğine şâhit olmuştur; artık onda bir şâhit gözü vardır. Fare şâhit olmaz, onda o anten yok. Bir insan, hak etmeden bir şeye ulaşıyorsa, layığı değil demektir, kıymetini bilemez, zaten elinde de tutamaz. Tamam, anneden babadan bir şeyler alırsın; ama o şâhit gözünü bizzat senin ortaya çıkarman lazım kendinde. Babası buna bir gözlük vermiş çocukken, bu da yıllardır onu takıyor, çocukken uygundu, sonra ne oldu, hiç göz hekimine gittiği de yok, belki gözünün numarası değişti, belki miyop ilerledi, belki uzağı göremiyorsun, belki yakını, git bir baktır, yok, çocukken babadan aldığı gözlüğü kırk sene takıyor, onunla da net göremiyor tabi. O şahit bakışını bizzat sen oluşturmaya çalışacaksın, o gözlüğü bizzat sen seçeceksin, ha, bir hekime danışsan, işin daha kolay olur tabi
İz Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat - Şiir - Düşünce
"İlaçta, dermanda, şifada büyük yaşayacaksın, zengin yaşayacaksın. Sen içini sağlamlaştırdıkça, süzgeç sağlamlaşır. Her türlü sebzeyi meyveyi eken biçen bahçıvan, manava gittiği zaman aldanır mı? O daha meyveler kasaya gelmeden, tohumken biliyordu. Güzellik adına ne varsa her biri bir meyvedir. Doğru insanı kimse aldatamaz. Sen doğru ol, içini sağlamlaştır, güzellikler konusunda seni kimse aldatamaz; çok güzel, iri yarı, parlak görünümlü bir meyve, hakikaten güzel midir, hormonlu mudur, bir bakışta anlarsın. Eğri kişiyi de kimse düzeltemez; biri eğri kişiye doğruları söylese, kendi eğri olduğu için, söyleyene de inanmaz, onu da eğri bilir, söylenen doğruları da eğri zanneder, dinlemez. Bencil sevgi, sevgi değildir; insana, doğru sevgi gerekir. Sevmek değil; güzel sevmek gerekir, doğru sevmek gerekir. Merhamet etmek değil; güzel merhamet etmek, doğru merhamet etmek gerekir. Menfaat için doğruluğu öldüren, adaleti çiğnemiştir, hakkı tanımamıştır. Zulüm görmediği zaman, canlar hallerinden razı olurlar, rıza önemlidir. Zulme karşı mücadele etmek, canları razı etmek gerekir."
Sayfa 330·Kitabı okudu
Edebiyat - Şiir - Düşünce
Ot anlayışında olan, ot olur. Anlayışı gül olan, gül olur; anlayışı güzel olan, güzel olur. Başkasının acısıyla yanan, sadece yemeyi içmeyi değil, yananla yanmayı seven, hakiki insandır. Bunun için, canlara, şefkat gözüyle bakman gerekir, merhamet gözüyle bakman gerekir. İçte şefkat, dışta yumuşamayı gerektirmez; hatta içteki şefkat ilerledikçe, dıştaki muamele sertleşebili Değerler çoğaldıkça bekçiler de çoğalır. Bir fabrikan varsa, kapısına bir bekçi koyarsın; yirmi fabrikan varsa, hepsinin kapısına tek tek, yirmi bekçi koyman lazım.
Sayfa 329 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat - Şiir - Düşünce
Köylüler gelmişler sarayın kapısına, padişah soruyor, ne istiyorsunuz, diyorlar ekmek isteriz, elbise isteriz, tavuk isteriz, koyun isteriz, verin şunlara istediklerini gitsinler diyor padişah da, sarayın önünde kalabalık etmesinler. Çocuğun talebi ya şeker ya balon. Bunların talebi ya tavuk ya koyun. Büyük olmak lazım, büyük yaşamak lazım, büyük talepte bulunmak lazım, kimden istiyorsun, En Büyük'ten istiyorsun, büyük inanmak lazım, çap lazım, ufuk lazım, (eliyle yukarıyı işaret etti) orayı boş bırakmamak lazım, hâlis niyetle, temiz ve büyük talepte bulunmak lazım. O bakıyor; yemeye içmeye talep var, kadına köşke talep var, hakikate talep yok, talep olmayınca O da vermiyor. Ben mecazı söyleyeyim sen hakikati anla. Padişahın hor görmesi, köylülerin talebinden kaynaklanıyor; sarayın önüne toplanmışlar, tavuk istiyorlar, koyun istiyorlar. İşçiler fabrikanın önünde grev yapıyorlar, ne istiyorsunuz diyor patron, zam istiyoruz diyorlar, alın defolun gidin diyor patron da, hatta bazen onu da vermiyor, patron aslında işçilerin nümayişinden korkmuştu, şimdi bunlar büyük talepte bulunur, fabrikaya ortaklık falan isterler diye, ne istiyorsunuz dedi, yüzde beş zam, bunu duyunca rahatladı, yüzde beşi de vermedi, alın size yüzde üç zam. Tepedekinin önünde el pençe divan duranlar, tavır ve talepleriyle, tepedekinde bir hor bakış oluşturuyorlar. Güzeli bileceksin ki güzele tâlip olasın, güzeli isteyesin. O'nun güzelliğini bilsen, büyüklüğünü bilsen, O'ndan ne talep etmen gerektiğini de bilirsin.
Sayfa 328 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din