Bazıları tarifleri kitaptan okuya okuya bir hal olmuşlar; ama ortada ne yemek var ne bir şey Daha mutfağa girmişlikleri yok. Soğan doğramayı bilmez, sarımsak soymayı bilmez/ Hâlbuki aşçılık kitaptan okumakla öğrenilmez/Kitaptan okumakla usta olunmaz. Malzemelerin iyisini tazesini pazardan bizzat kendin seçip alacaksın, patlıcanı kendin soyacaksın, fasulyeyi kendin ayıklayacaksın. Düşün ki aşçılık okulları kurmuşlar; talebeleri mutfağa hiç sokmadan, boyuna sınıflarda ders anlatıyorlar, yemek tarifleri veriyorlar. Bir de bin çeşit yemek tarifi verdik diye övünüyorlar. Çin mutfağı, İtalyan mutfağı, saray mutfağı falan diyorlar. Ortada. ne mutfak var ne yemek
İnsan insanla mücadele etmez; gücün yetiyorsa, yiğitsen, kendinle mücadele et. Başkasına ahkâm kesmek kolaydır, yiğitsen kendine ahkâm kes, yalansız, katıksız, bulaşıksız, her şeyin hakkını ver.
Ölçüsüz zevkler hamlıktır. Çocuk şeker ister, bir, üç, beş, on; ne dişinin çürüyeceğini bilir ne karnının ağnıyacağını, o şekerin zevkini bilir sadece. Ölçüsüz zevklerin hayatla zerre kadar bağı yoktur, namusla milimlik irtibatı yoktur. Zevkleri reddetmiyoruz; ama ölçüyle olacak, zevkler renktir, desendir; ama gaye değildir, çocuk o şekeri yiyecek, ama ölçüyle yiyecek,yoksa karnı ağrır.
Ruh ölünce, beden bineği, insanın üstüne bindi. Ruh ölünce, beden bineği, insana yük oldu. Bir eşeği yediriyorsun, içiriyorsun, besliyorsun, sırtında taşıyorsun, netice? Anırıp duruyor! Tepinip duruyor! Ruhu ölmüş olan insan; yiyen, içen, çiftleşen, tepinip duran bir eşeği sırtında taşıyor; ne manasız bir yük! Sonra hayat ağır bir yüktür diyor; bu hayat değildir ki, sırtında eşek taşımaktır.