Hasan Dağ

Hasan Dağ
«Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe» «Herkes kendi içine baksın.»
Benden söylemesi: Avrupa Birliği tıraştır arkadaşlar: bu birlik kesinlikle yakın zamanda dağılacaktır: Kur'an'da ayet var kardeşim, sen ne diyorsun? Aklımızı başımıza toplayıp kendi ittifaklarımızı kurmak zorundayız. Müslüman! Kime diyorum? Neymiş efendim; Avrupa Birliğine girersek içerdeki bazı baskı odakları güçlerini yitirecekmiş. Ne taktik ama! Gâvura güvenerek mi müslüman oldun sen? Allah aşkına Mâide suresi 51. ve 52. ayeti okuyun be kardeşim: Kalplerinde hastalık bulunanların "Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz." diyerek Hıristiyanların ve Yahudilerin dostluğunu kazanmaya çalışmalarına Allah ne diyor: "Ne biliyorsun, belki de Allah sana kendi katından bir zafer verecek!" Ayetin sebeb-i nüzulüne, bir tefsire bakın yahu! Kime anlatıyorsun oğlum Hamza. Âşık, laftan anlar mı? Gözü bir şey görür mü âşığın? Bizimkiler de aptal âşık işte. Malûm hikâye: Aslan, oduncunun kızına âşık olmuş. Düşünmüş taşınmış, nihayet gitmiş oduncunun yanına, "Böyleyken böyle?" demiş, "Ben senin kızına âşık oldum, Allahın izniyle evlenmek istiyorum." /Oduncu bakmış aslan ciddi; ama olacak şey mi: aslana kız verilir mi? Ulan verilmez tabi de, yekten olmaz dese, aslan bu: pençesiyle, yelesiyle, kükremesiyle, heybetiyle, sağı solu belli olmaz, sakat iş. Bir kurnazlık düşünmüş: "Aslan evladım." demiş oduncu, "Senin gibi damadı kim istemez? Lakin bu işi müzakere edebilmemiz için, kızımın bazı istekleri vardır!” Heveslenmiş bizimki: "Her istediğini yaparım!" diye coşmuş. Aslanın tufaya geldiğini gören oduncu başlamış kriterlerini saymaya: "Önce..." demiş, "Şu pençelerindeki tırnakları bir söktürelim; benim kızım pek narindir, çabuk incinir." Aptal âşık hemen koşup tırnaklarını söktürmüş, canı o kadar acımış ki yaş gelmiş gözlerinden. Fakat kızın güzel ellerini tutabilmenin
İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zira insanlar konuşa konuşa anlaşırdı değil mi. Evet. Muhakkak öyle olurdu. Hah. İnsanların konuşa konuşa anlaştıkları falan yok aslinda. Konuştukça meseleleri içinden çıkılmaz bir hale sokuyorlar. Herkes her şeyi biliyor! Kimse kimsenin yardımına ihtiyaç duymuyor! İnsanlar sorularını gerçekten öğrenmek için sormuyor artık; kafalarındaki cevabı onaylatmak için soruyor. Hele muhatabına dinî bir konu aç da gör! Toplumu kurtaracak reçeteyi sıralayıversin sana. Bir solukta sayıp döksün çözüm önerilerini. Hocasından cemaatinden dem vurarak çiğ çiğ konuşsun. Sırıtkan bir memnuniyetle şablonları koyuversin önüne. Ah, meseleyi öyle çarçabuk halleder ki sen cahilliğinle kalırsın. Meğer adamlar dünyayı kurtarmak üzerelermiş, senin haberin yok! Sen evinde oturup dururken onlar boş durmamış, Afrika'ya, Avrupa'ya falan götürmüşler İslam'ı. Ah eşek kafam, nasıl da göremedim. Keşke bizim mahalleye de biraz getirselerdi. Efendim? İslam'ı diyorum, keşke bizim mahalleye de... Ah neyse
Sayfa 159 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
Ulan ben kendimi adam edebilmek için ne terler döküyorum gene de adam olamıyorum; siz ne kolay adam olmuşsunuz öyle yahu! Nasıl da eminsiniz yolunuzun doğruluğundan! Nasıl da eminsiniz üslubunuzun sıhhatinden! Hiç sorguya çekmez misiniz kendinizi? Hiç şüphe etmez misiniz halinizden? Hiç endişelenmez misiniz, acaba yanlış bir yolda mıyım diye? Münafıkların listesi açıklandığında "Benim de adım var mıydı?" diyen Hz. Ömer'in endişesi, nasıl bir endişedir o halde? Ya Rabbi, sen biliyorsun, biz bilmiyoruz! Kalbimizde bir eğrilik varsa, niyetimizde bir yanlışlık varsa, bizi doğrult, bizi düzelt, bizi hidayet eyle. Sana nasıl kulluk etmek gerekiyorsa, öyle kulluk edebilmeyi nasib eyle bize. Yâ mugallibel gulûb! Sebbit galbî, alâ dînike!
Sayfa 154 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
"Israiloğulları, kötülük yapanları ilk zamanlarda uyarıyorlardı. Zaman geçtikçe uyarmaktan vazgeçtiler. Bir adamı kötülük yaparken gördükleri halde, menfaatleri icabi, beraber yiyip içebilmek, beraber olabilmek için, ikaz etmeyi bıraktılar. İşte o zaman Allah onların kalplerini birbirine benzetti. (Efendimiz aleyhisselam bunları söylerken bir yere yaslanıyordu. Birden doğruldu ve sözünü şöyle tamamladı. Anlıyor musun, bak dikkat et, Efendiler Efendisi birden doğruldu ve sözünü şöyle tamamladı.) Ya siz de iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar ve zalimin zulmüne engel olursunuz,ya da Allah sizin de kalplerimizi birbirine benzetir ve İsrailoğullarina lanet ettiği gibi size de lanet eder!" Allahu Ekber.Sence kalplerimiz birbirine benzememiş mi?Şu hadis-i şerif hakkında bir dakika tefekkür etsek..ama tefekkür etmiyoruz ki.Bize öğretilen kalıpları tekrar edip duruyoruz.Zavalli papağanlar gibi.Bu arada kime eğlence oluyoruz acaba?
Sayfa 152 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
Hz. Süleyman bir karıncaya senelik yiyecek miktarını sormuş. O da senede bir buğday tanesi yediğini söylemiş. Bunun üzerine Hz. Süleyman, rızkını ben üstleniyorum, diyerek karıncayı bir şişeye koydurmuş ve yanına da bir buğday tanesi bıraktırmış... Sonbahar kış ilkbahar yaz derken, sene geçmiş, Hz. Süleyman adamlarını gönderip şişeyi açtırmış. Ne görsünler? Karınca, buğday tanesinin ancak yarısını yemişmiş... Sormuş Hz. Süleyman: Hani senede bir buğday tanesi yiyordun,yarısı duruyor? Karınca şöyle cevap vermiş: Doğru, ben senede bir buğday tanesi yerim; ama benim rızık işim Allah'a aitti, benim yiyeceğimi yüce Allah veriyordu. Ben de ona güvenerek tanenin tamamını yiyordum; çünkü o kimseyi unutmaz, kimsenin rızkını ihmal etmez. Fakat sen beni buraya kapatıp rızık işimi üstlenince; dedim ki bu nihayetinde aciz bir kuldur, belki beni bu şişede unutur. Onun için yiyeceğimin yarısını yiyip, yarısını da seneye bıraktım.
Sayfa 139 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din