“Bir adam ki, ihlâslı olduğu halde bir konuda yanlış bir hükme varsa ve yanlış bir iş yapsa, Rahman ve Rahim olan yüce Mevla ona merhamet edebilir. Ve fakat bir adam ki, bir konuda doğru bir hükme varıp doğru bir iş yapsa, velâkin kalbinde ihlâs olmasa, Allah katında onun bir kıymeti olmaz?”
Sustu. Soluklandı. Bakışları minderdeki yaprak motiflerinde geziniyor. Ötelerden bir şeyler söylüyor gibi. Konuş mübarek hocam. Anlat. Aklımdaki kördüğümleri çöz.
"Mesele ihlâsţır..." dedi, şahadet parmağıyla sağ dizime dokundu. Parmağın temasından dizim yandı adeta.
"Aşere-i mübeşşereden mübarek zatlar bile, siyaset işlerinde birbirlerine ters düşmüşlerdir…. Hz. Ali de, Hz. Talha ve Zübeyr de, cennetle müjdelenmiş mübarek sahabelerdendir; fakat Cemel Vakasında karşı saflarda yer almış, iktidar konusunda anlaşamamış, siyaset işlerinde farklı düşünmüş ve hatta birbirlerine kılıç çekmişlerdir. Doğru mu?"
"Doğru."
“Allahın hiçbir işi yoktur ki onda bir hikmet bulunmasın. Ama görmeye göz ister. Şahadet parmağını bu kez gözlerime çevirdi: "Şunlar yetmez...” Sonra tam kalbime dokundu: "Görmeye göz ister oğlum Hamza." Sandım ki parmağından çıkan alev göğsümü tutuşturuyor.
"Yani iki mümin, siyaset konusunda farklı hüküm vermiş; biri isabet etmiş diğeri yanılmıştır. Değil mi ki, ya Hz. Ali haklıydı, ya da diğerleri?"
"Evet?"
"Fakat hata edenin hatası, onu cennetten etmemiştir."
Durdum. Anlamaya çalıştım. Evet. Öyle ya. İki taraf da aşere-i mübeşşereden olduğuna göre...
"Siyaset düzgün olmazsa millet perişan olur evladım. Dağılır. Siyaset işleri çok mühimdir. Çok veballidir. Esaslı işlerdir onlar. İncelikleri vardır. Herkesin aklı ermez. Senin hatan burada: Avamın haline bakıp, ruhunu özeğini tüketiyorsun. Avam ile cedelleşmeye ne hacet? İmam seçme ehliyetine sahip olmayanlarla,