Coğu zaman kaybetti; bununla birlikte, bilmeden, kazanma yolundaydı. Her gün kendini sorgulamaya zorlanan, her alanı fethederek kutsal kitaplara meydan okur gibi görünen bir bilimle yüzleştirilen, cumhuriyetçi, laik düşüncelerle, demokrasiyle yüzleştirilen, kadın özgürlüğü hareketiyle, evlilik öncesi cinsel ilişkilerin, evlilik dışı doğumların, doğum kontrolünün yasallaşmasıyla yüzleştirilen, bin bir "şeytani yenilikle" yüzleşen Kilise, boyun eğip kabullenmeden önce, uyum sağlamadan önce, işe daima sertleşerek başlamıştı.
Kendine ihanet mi etti? Çoğu zaman buna inanıldı ve yarın da buna inandıracak durumlar ortaya çıkacak. Oysa gerçek şu ki, Batı toplumu bugün yaşadıkları olağanüstü macerada insanlara eşlik edebilecek bir kiliseyi ve dini, binlerce küçük kalem darbesiyle şekillendirdi.
Batı toplumu ihtiyacı olan Kilise'yi ve dini yarattı. "İhtiyaç" sözcüğünü, terimin en eksiksiz anlamında, yani, içine elbette tinsellik ihtiyacını da katarak kullanıyorum. İnananları ve inanmayanlarıyla bütün bir toplum katıldı buna, zihniyetlerin evrimine katkısı olan herkes Hıristiyanlığın evrimine de katkı da bulundu. Madem ki tarih devam ediyor, katkıda bulunmaya da devam edecekler.