Nahif Okur

Nahif Okur
Bir tek ülke istiyorum adı Dünya Bir tek ırk istiyorum adı İnsan Bir tek kaynak istiyorum adı Sevgi... Nazım Hikmet Ran İnstagram : instagram.com/nahif.okur?utm_...
Israr ediyorum, hâlâ ısrar ediyorum: burada tarihte hiç görülmemiş bir olgu söz konusudur. Geçmişte şu ya da bu uygarlığın -Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan, Roma, Arap ya da Bizans- bütün diğerlerine üstün gibi göründüğü anlar olmuştur. Ama son yüzyıllar boyunca Avrupa'da gerçekleşen şey tamamen farklı bir olgudur. Ben bunu bir çeşit döllenme olarak görüyorum. Aklıma gelen tek benzetme bu: çok sayıda sperm hücresi yumurtaya doğru yöneliyor ve içlerinden biri zarı delmeyi başarıyor; o an, bütün öteki "talipler" dışarı atılıyor; artık bir "baba" vardır, tek bir tane, çocuk ona benzeyecektir. Neden o da, bir başkası değil? Bu "talip'in komşularından, rakiplerinden üstün bir yanı mı vardı? Daha mı sağlıklıydı, daha mı vaat kârdı? İlle de değil, kesin olarak değil. Her çeşit etmen söz konusu, kimi performansına bağlı, kimi koşullara ya da rastlantılara...
Reklam
Sonunda modernleşebileceği keşfedilmeden önce, Hıristiyanlık hakkında da yüzyıllarca benzer şeyler söylendi. Ben İslamiyet için de aynı şeyin olacağına inanıyorum. Her şeye rağmen, bundan kuşku duyulmasını da çok iyi anlıyorum. Engizisyoncuların odun ateşinin ya da ilahi hakka sahip monarşinin Hıristiyanlığın ayrılmaz parçası olmadığı nasıl ortaya çıktiysa, Cezayir'de, Afganistan'da, az çok her yerde karşımıza çıkan şiddet, gericilik, zorbalık, zulümle dolu bu manzaranın da İslamın özüne has olmadığı kanıtlanıncaya kadar daha zaman, çok zaman, belki de birkaç kuşak geçmesi gerekeceğine inanıyorum.
Müslüman dünyasında da toplum sürekli olarak kendine benzeyen bir din ortaya çıkartmıştır. Üstelik ne bir çağdan bir çağa, ne de bir ülkeden diğerine asla aynı kalmamış olan bir din.
Coğu zaman kaybetti; bununla birlikte, bilmeden, kazanma yolundaydı. Her gün kendini sorgulamaya zorlanan, her alanı fethederek kutsal kitaplara meydan okur gibi görünen bir bilimle yüzleştirilen, cumhuriyetçi, laik düşüncelerle, demokrasiyle yüzleştirilen, kadın özgürlüğü hareketiyle, evlilik öncesi cinsel ilişkilerin, evlilik dışı doğumların, doğum kontrolünün yasallaşmasıyla yüzleştirilen, bin bir "şeytani yenilikle" yüzleşen Kilise, boyun eğip kabullenmeden önce, uyum sağlamadan önce, işe daima sertleşerek başlamıştı. Kendine ihanet mi etti? Çoğu zaman buna inanıldı ve yarın da buna inandıracak durumlar ortaya çıkacak. Oysa gerçek şu ki, Batı toplumu bugün yaşadıkları olağanüstü macerada insanlara eşlik edebilecek bir kiliseyi ve dini, binlerce küçük kalem darbesiyle şekillendirdi. Batı toplumu ihtiyacı olan Kilise'yi ve dini yarattı. "İhtiyaç" sözcüğünü, terimin en eksiksiz anlamında, yani, içine elbette tinsellik ihtiyacını da katarak kullanıyorum. İnananları ve inanmayanlarıyla bütün bir toplum katıldı buna, zihniyetlerin evrimine katkısı olan herkes Hıristiyanlığın evrimine de katkı da bulundu. Madem ki tarih devam ediyor, katkıda bulunmaya da devam edecekler.
neden evrim Batı'da bu kadar olumlu gelişti de, Müslüman dünyasında bu kadar düş kırıcı oldu? Evet, vurguluyor ve ısrar ediyorum: uzun bir hoşgörüsüzlük geleneği olan, "Öteki"yle yan yana yaşamaktan her zaman rahatsızlık duymuş olan Hıristiyan Batı ifade özgürlüğüne saygılı toplumlar ortaya çıkarabilmişken, uzun zaman yan yana birlikteliği uygulamış olan Müslüman dünyası neden artık fanatizmin kalesi olarak görülüyor?
Reklam