" Benim kadar ileri gitmek istemeyen hiç kimsenin beni gitmekten alıkoymaya hakkı yoktur " .
Tek başına kitabı ve kişinin önündeki devasa engelin hep başka şeyler olduğunu anlatıyor. Sözlük tabirlerine uymayan ve yazılı sözcüklere yeni (ve bence ) anlamlar yada sözcüklerin asıl taşıdıkları, taşımaları gereken anlamları bizlere tekrar hatirlatabilen bir kitap. Kendimizden başka herşey fazlalık. Sahip olmamız gereken nesneler değil iyi eğitilmiş benliktir.
Gönüllü bir yanlızlık nedir yada acı ne kadar zaman yaşamın hangi evrelerine yedire yedire yaşanır ancak yaşayan bilir. Yazar burda bize bunu , şayet yasadiysak , tekrar ruhumuza soka soka anlatıyor... Ve zeytin ağaçları insanı anlatıyor bir daha.
"Giyim kuşam olmadan insanların, kimin kimden üstün olduğunu nasıl belirleyebilecekleri doğrusu ilginç bir soru ?" Değer herzaman insanlar tarafından üretilen ve atfedilen bir durumdur. Marxsin dediği emek kavramı bu değeri belirleyen bir durumdur fakat eşit dağılım olmadığı müddetçe ve herkes olabildiği gibi olmadıkça bütün sistemler hatalıdır. Bu bir anarşizm duyurusudur.
burada yok galiba kimse
Kimse burada yok galiba
Galiba burada kimse yok
Yok galiba burada kimse.
Kısacası, karşısında konuşacak birini bulamayacak kadar toplum içerisinde yanlız kalmış bir üst insanın, "ahmaklar sahnede" , trajedisini istemeden oynarken buluyor kendini. Yenilmek gibi bir düşüncesi yok sadece hedefine doğru vadileri yırtan dağları aşındıran bir ırmak gibi akıp gidiyor...
Ötekilerden baskın gelmemizi tetikleyen şey neydi. Kuyrugumuz bu kadar mı gereksizdi. Şimdi varolmayan hayal ürünü şeylere iman edecek kadar aptallastik oysa