Yalnızca ve yalnızca kendine ait olma şeklindenki toplumsal buyruk kişiyi depresif yapar… Yalnızca kendine ait olma buyruğu değil, aynı zamanda performans baskısı da yorgunluk depresyonuna sebep olur… Gerçekten de kişiyi hasta eden şey, aşırı sorumluluk ve inisiyatif değil, geç-modern çalışma toplumunun yeni emri olan performans buyruğudur.
Depresyonun kariyeri, her iki cinsiyete yaptığı gibi sosyal sınıflara da bir kader atfeden disiplinci davranış kontrolü modeliyle otorite ve yasağa riayet etme kurallarının, yerlerini her bir kişiyi kendisi olmaya zorlayarak kişisel insiyatif almaya teşvik eden normlara bıraktığı anda başlar. Depresif kişi ayak uyduramaz, kendisi olma mecburiyetiyle çabalamaktan yorulmuştur.
Genelleşmiş iletişim ve enformasyon fazlası, insanın tüm savunmalarını tehdit ediyor. Aynının hüküm sürdüğü bir sistemde direnç/savunma gücünden söz edilecekse, bundan ancak mecazen söz edilebilir. İmmünolojik savunma her zaman, vurgulu anlamıyla, bir başkaya veya yabancıya yöneliktir.
Başkalığın yok olması, negatifliğin azaldığı bir zamanda yaşadığımız anlamına gelir. 21. Yüzyılın sinirsel/nöronal hastalıkları bu diyalektiği takip ediyor; fakat bu diyalektik negatifliğin değil, aksine pozitifliğin diyalektiğidir. Bunlar pozitiflikte bir aşırılıktan kaynaklanan patolojik hallerdir.
Şiddet yalnızca negatiflikten değil, aksine pozitiflikten de doğar, yalnızca ötekiden veya yabancıdan değil aynıdan da doğar.