Bazı düşünür ve yazarların aşk tanımlarını sizin için derledim:
Aşk nedir?
Freud: "Libidodur."
Mevlana: "Ben ol da bil!"
Platon: "Ciddi bir akıl hastalığıdır."
Descartes: "Ruhun bir heyecanıdır."
Aristofanes: "Diğer yarımızı aramaktır."
Oscar Wilde: "Karşılıklı bir yanlış anlamadır."
Goethe: "Zaman kaybından başka bir şey değildir."
Sokrates: "Gençler için trajedi, ihtiyarlar için komedidir."
Tolstoy: "Daima kişisel yararlar duygusundan vazgeçme halidir."
Ahmet Hamdi Tanpınar: "Hayatın içimizde gülümseyen yüzüdür."
Sophocles: "Hayatın ağırlığını ve acısını unutturan tek bir sözcüktür."
Chamfort: "Karşılıklı iki geçici hevesten iki vücudun yakınlaşmasıdır."
Schopenhauer: "İnsanın türünü sürdürebilmesi için kurulmuş bir tuzaktır."
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatıp kenara koyamazsınız; o sizin içinizde bir yerde yaşamaya devam eder. Şeker Portakalı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu.
Zezé ile tanışmak, aslında kendi çocukluğumuzun en saf ve en yaralı tarafıyla tanışmak gibi. Jose Mauro de Vasconcelos, sadece 12 günde yazdığı bu romanda, bize beş yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasından bakarken; yoksulluğun, sevgisizliğin ve hayal kırıklığının bir insanı nasıl erkenden büyüttüğünü anlatıyor.
Zezé’nin haylazlıklarının arkasındaki o derin şefkat arayışı, Minguinho ile olan dertleşmeleri ve en önemlisi Portuga ile kurduğu o eşsiz bağ... Kitabın bir noktasında artık Zezé için değil, kendiniz için ağlamaya başlıyorsunuz. Çünkü bu kitap bize şunu hatırlatıyor: Sevgi, bir lüks değil; hayatta kalmak için ekmek kadar, su kadar gerekli bir ihtiyaçtır.
Kalbinize dokunacak, sizi hem gülümsetip hem de hüzne boğacak bir başyapıt. Henüz okumadıysanız, kalbinizin bir parçasını Zezé’ye emanet etmeye hazır olun.
Puanım: 10/10
#ŞekerPortakalı #Zeze #DünyaKlasikleri #Kitapİncelemesi