Tuğba Hilal

Ey azîz!Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir: Mümkinü’l- vücud, varlığı mümkün olan bir nesne, eğer varlığının devamı süresince değişikliğe uğramazsa ona cevher [öz] denir. Şayet değişikliğe uğrarsa ona da arâz [sonradan olma varlık] denir. Çünkü varlık başka, varlığın kalıcılığı başkadır. Nitekim, dıştan baktığınızda iki kişi varlık itibarıyla ortaktır. Ancak bunlardan birinin varlığı yüz yıl, diğerinin varlığı on yıldan fazla sürmez. O halde bir varlığın kalıcılığı, varlığın kendisinden başka bir şeydir, aynı değildir. Mümkin olan bütün varlıklar (Allah dışında her şey) ya cevherdir ya da arâzdır. Çünkü bir nesne bir başka nesneye ya ihtiyaç duyar ve ona geçer, veya geçmez. *Eğer muhtaç olup geçerse, bu geçişe hal (sıfat), geçişin gerçekleştiği yere de mahal (madde) denir. Eğer bunlar (hal ve mahal) birbirlerine muhtaç olurlarsa o takdirde mahale heyûlâ (kaos), hale sûret-i cismiyye veya sûret-i nev’iyye denir. Eğer ihtiyaç bir taraflı olup hal mahale muhtaç olursa, o mahale mevzû, o hale arâz denir. Bu durumda arâz, mevzuda var olan nesnedir; renkler gibi. Şayet hal ve mahal olmayıp ikisinden mürekkep bir şey ise, buna , cism-i tabiî denir. Hal, mahal ve mürekkep olmayıp cisimlere tedbir ve tasarrufuyla bağlı bulunursa ona, nefs-i insânîyye veya nefs-i felekiyye denir. Ve eğer cisimlere tedbir ve tasarrufuyla dahi bağlı bulunmazsa, ona akıl denir. Dînî ıstılahta onun adı melektir.
Reklam
Ah,ah!Konuşmak neye yarar!Yüz fikir,bir borcu ödemiyor
Sayfa 80·Kitabı okudu
Bulutlar ve Şimşek
Hak teâlâ bulutları, içleri boş ve saydam olarak yaratmıştır. Mikâil (a.s.)’ın yardımcıları onları gökyüzünde toplayıp yeryüzüne yaklaştırınca gökyüzünü kaplarlar; yoğun bulut tabakaları haline gelirler. Görevli melekler bulutları göklere kaldırıp da yeryüzünden uzaklaştırınca, tekrar dağınık ve parlak hale gelirler. Hak teâlâ bulutları sevk etmek için Ra’d adında bir küçük melek yaratıp onu Mîkâil (a.s.)’ın emrine vermiştir. Onun demirden bir kırbacı (kamçısı) vardır ki onunla bulutları deve sürülerini güder gibi sevk eder. Şiddetle vurmasından dolayı kırbacından ateş çıkar. İşte o ateşe şimşek derler. Eğer söz konusu ateşin bir kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler. Şimşek çakması anında işitilen ürpertici gürültü küçük bir melek olan Ra’d’ın sesidir ki o işini görürken hamd ile Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eder. Ve öylece bulutları gidecekleri yerlere sevk edip gider. Nitekim Hak teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’inde: “Gök gürültüsü, Allah’ı hamd ile tesbih eder. Melekler de heybetinden dolayı O’nu tesbih ederler.” (Ra’d, 13/13) buyurmuştur. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki: “Havada meydana gelen yeşil ve kırmızı kavis (yay), kavs-i kuzâh (gökkuşağı) değildir. Çünkü kuzâh şeytanın adıdır. Belki de o, kavsullahtaki (Allah’ın yayı) rahmet belirtisi, kudret alâmeti ?e bereketin habercisidir.”
Rüzgârlar hakkında
Hak teâlâ yukarıda sözünü ettiğimiz yeşil cevherden suyu yaratınca, onun buhârından rüzgarı yaratmıştır. *Yer ile gökler arasında olan rüzgarlar üç kısımdır. *Biri rîh-ı akîm (kısır rüzgar)dır ki Âd Kavmi’ne gönderilmiştir. *Bir diğeri rîh-ı sevâd (kara rüzgar)dır ki yıldızlar denizini, yağmur denizini, kar ve dolu dağlarını yüklenip atmosferde tutmuştur . *Üçüncü çeşit rüzgar ise yeryüzündekilerin rüzgarıdır. Doğu-batı, güney-kuzey yönlerinden hareket eden havadır. O, bulutları ve buharları birleştirir ve ayırır, yağmuru ve karı ineceği yerlere alıp götürür. Şu halde rüzgarların esmesi, Mîkâil (a.s.)’ın tedbirine bağlı olup yönlendirmesine âmâdedir. Onun izniyle eser ve dururlar. Hak teâlâ söz konusu havayı, yarattıklarının ruhlarına da üflemiştir. Bu rüzgarı, varlıkların mutluluk, esenlik ve dirlik, düzen kaynağı kılmıştır. Eğer rüzgar olmasaydı her şey bozulur ve kokuşurdu; bütün kara hayvanları yok olurdu. Rüzgarın, yağmur yağması ve bitkilerin yeşermesi gibi pek çok şeye yararı vardır. Yüzlerin güzelleşmesi, hayatın muhafazası ve eşyaya tazeliğinin sağlanması gibi sayısız faydaları vardır.
Yağmur hakkında
Ey azîz!!Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri şöyle demişlerdir: Hak teâlâ yukarıda söz konusu yıldız denizinin altında bulunan hava denizinin ortasında, yer ile gök arasında bir su denizi yaratmıştır. Buna bahr-ı mekfûf (kapalı deniz) denir. Orada yüz binlerce çeşit yaratık balıklar gibi yüzüp gezerler. Bu denizin suyu ile Nûh Tûfanı meydana gelmiş, Hazret-i Nûh’un kavmi, bu denizin suyu ile helâk olmuştur. Hak teâlâ yağmur yağdırmayı murad edince gökler üzerinde bulunan bahri- erzâk (rızıklar denizi)nden belirli vakitlerde taksim edilmiş rızıkları bir semâdan diğer semâya indirir ve bahr-ı mekfûfa ulaştırıp oradan rüzgara yükler, bulutlara haber verir. Bunun üzerine bulutlar tarafından, rızıklarla donatılmış suyu kalbur misali eleyip yağmur damlaları haline getirirler. Oradan Allah’ın emriyle her yağmur damlasını bir melek indirip olması gereken yere bırakır. Melekler nûrdan yaratılmış varlıklar olduklarından, gökyüzünden yere yağmur damlası indirme gibi bir vazifeyi görürken, aralarında çarpışma olmayıp ışık hüzmeleri gibi birbiri içinden geçebilirler. Ve göklerden yeryüzüne ölçülüp hesap edilmeden bir damla bile yağmur yağmaz. Her yağmur damlasının karaya ve denize pek çok faydaları vardır. Eğer o damla rızık ile dolu ise, yerde bitkiler yeşerir, denizde de sedeflere ulaşıp inci meydana gelir. Böylece, rızıklar bulunduğu denizden yağmur denizine, oradan bulutlara, onlardan da karaya ve denizlere iner. Hak teâlâ atmosferde yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yeryüzünün bir tarafına kar ve dolu gönderecek olduğunda bununla görevli melek Mikâil (a.s.)’a emir verir. Mikâil de vekili olan İsmail’e emir verir; o da her yağmur damlasını Hak tarafından murad olunan yere ulaştırmak üzere bir melek görevlendirir. Nitekim Hak
Reklam