Ey azîz!Bilinmelidir ki filozoflar şöyle demişlerdir:
Mümkinü’l- vücud, varlığı mümkün olan bir nesne, eğer varlığının devamı süresince değişikliğe uğramazsa ona cevher [öz] denir. Şayet değişikliğe uğrarsa ona da arâz [sonradan olma varlık] denir. Çünkü varlık başka, varlığın kalıcılığı başkadır. Nitekim, dıştan baktığınızda iki kişi varlık itibarıyla ortaktır.
Ancak bunlardan birinin varlığı yüz yıl, diğerinin varlığı on yıldan fazla sürmez. O halde bir varlığın kalıcılığı, varlığın kendisinden başka bir şeydir, aynı değildir.
Mümkin olan bütün varlıklar (Allah dışında her şey) ya cevherdir ya da arâzdır. Çünkü bir nesne bir başka nesneye ya ihtiyaç duyar ve ona geçer, veya geçmez.
*Eğer muhtaç olup geçerse, bu geçişe hal (sıfat), geçişin gerçekleştiği yere de mahal (madde) denir. Eğer bunlar (hal ve mahal) birbirlerine muhtaç olurlarsa o takdirde mahale heyûlâ (kaos), hale sûret-i cismiyye veya sûret-i nev’iyye denir. Eğer ihtiyaç bir taraflı olup hal mahale muhtaç olursa, o mahale mevzû, o hale arâz denir. Bu durumda arâz, mevzuda var olan nesnedir; renkler gibi.
Şayet hal ve mahal olmayıp ikisinden mürekkep bir şey ise, buna , cism-i tabiî denir. Hal, mahal ve mürekkep olmayıp cisimlere tedbir ve tasarrufuyla bağlı bulunursa ona, nefs-i insânîyye veya nefs-i felekiyye denir.
Ve eğer cisimlere tedbir ve tasarrufuyla dahi bağlı bulunmazsa, ona akıl denir. Dînî ıstılahta onun adı melektir.