İstanbul Sözleşmesi...
Okudum, anladım. Anlamadım.
O kadar anladım ki ancak dilbilgisine gayet dikkat edilmiş (hatasız demiyorum) bir metin olduğunu söyleyebiliyorum.
O kadar anlayamadım ki herhangi bir yaptırımı olmayan, çok önemli maddelerine “çekince” koyulabilen, taraflardan birinin istediği zaman tek taraflı olarak fesih edebileceği bir metne “bağlayıcılığı” olan “sözleşme” ismini vermek İngiliz’in mi, Fransız’ın mı yoksa ne bileyim Alman’ın mı işi diye hala düşünmekteyim...
Hakkında sayfalarca yazsam da bitiremem...
—-
...
Madde 3 - Tanımlar
c “toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır;
...
Madde 17 Özel sektör ve medyanın katılımı
1- ... kadın onuruna saygıyı arttırmaya yönelik politikaların oluşturulmasına...
...
—-
Bu robotlaştırıcı “tanım” “onur”a cinsiyet yüklemekten geri kalmıyor!..
Rahatlatıcı denebilir, tanımdaki hatasını yanlışlıkla düzeltiyor gözü ile bakabiliriz...
Bir kadının, kendisini kadın olmaktan çıkaracak işlerde çalışırken görmek yerine TBMM’nin kadınlardan oluşmasını tercih ederim, makûldür, yasaldır...
En basit ifadeyle: Kadın estetiktir, erkek değil.
Kadın-erkek eşitliği hukukidir, doğal olamaz, olduğunda karşımızda duran eşitlik değil, robotluk veya homoseksüelliktir. Anayasasında “vatandaşların eşitliği” vurgulanmış bir devlette kadın-erkek eşitliğini dile getirmek sorunun özünü bilinçli veya bilinçsiz olarak saklamakttır.
Kendi ile çelişmesi, muğlak ifadeler barındırması, çok ciddi maddeler hakkında taraflara çekince koyma hakkı tanıması bir yana, “kadına yönelik şiddet” diyerek ve bunu doksan sekiz bin defa tekrarlayarak insanların zaten uyuşmuş beyinlerini tam pelte haline