Elimiz, dilimiz, kalbimiz malayani ile meşgulken dünyadaki tüm acıların son bulmasını bekliyoruz. Sadece cılız temennilerde bulunuyoruz çoğu zaman kendimizin dahi işitmediği:
İnsanların barış içinde yaşadığı bir dünya istiyoruz. Çocuklar
ölmesin istiyoruz. Zulüm dursun istiyoruz. Musa’nın firavunları
dize getirmesini, ebabillerin filleri yenmesini diliyoruz. Biz,
yardım için kimseye elimizi uzatmazken Rabbimizin inayetini
üzerimize indirmesini istiyoruz. Malayani işlerin kıskacında
ömrümüz beyhude geçerken, göklerden mucizeler inmesini
bekliyoruz. Bizim kendi mucizemizin gafletten, bencillikten,
tembellikten, nafile meşgalelerden arınmak olduğunun farkına
varamıyoruz.
Yol uzun, yolculuk zordu. O ise bir garip yolcuydu.
Omuzunda eski heybesi, yüreğinde ömründen uzun
emelleri, yola koyulmuştu. Aslında biliyordu kendisini bekleyenleri,
yolculuk meşakkat demekti. Musibetlere, kazalara,
belalara, iptilalara rastladı yol boyu; kimi zaman güneş
yüzünü gösterse de çoğu kere karanlıklarda yönünü kaybetmemek
için çabaladı. Yağmur, fırtına demeden menzile
varmaktı derdi ve bunun için büyük bir mücadele verdi.
Günahlar ve isyanlar, türlü tuzaklar kurdular ona, her biri
birer dev misali yolunu kesti. Ancak o, günah kuyularına her
düştüğünde tövbe ipine sarıldı, sabrın elinden tuttu, fırtınalı
gecelerde tevekkül limanına sığındı. Kendisini yoldan
çıkarmak isteyen rüzgârlarla boğuştu, soğuk poyrazlara göğsünü
siper etti. Eğilmemek için, kırılmamak için, esen her
rüzgâra kapılmamak için büyük bir mücadele verdi, çünkü
o, mümin idi.