Bu kitabı okurken Selçuk Aydemir’in anlattığı her sokak, her kavga, her arkadaşlık; bana çocukluğumu hatırlatmadı sadece... beni çocukluğuma geri çekti. O kadar tanıdık, o kadar içerden ki... Sanki yıllardır unuttuğum bir arkadaşım geri gelmiş, oturmuş karşıma, "Hatırlıyor musun?" demiş gibi. Hatırladım. Belki de hatırlamak zorunda kaldım. Ben de böyle bir mahallede büyüdüm. Sokakta top oynarken düşen çocukla birlikte hepimiz susardık mesela. Ağlarsa zayıftı. Ama ağlamazsa "aslan" olurdu. Kimin annesi daha çok bağırırdı camdan, kimin babası daha sessiz ama daha çok korkulurdu... Hepsi bizde de vardı. Mahalle, bizim için sadece evlerin yan yana geldiği bir yer değildi. Mahalle bir aidiyet duygusuydu. Bir yandan da zincirdi belki. Mahallenin senden beklentisi olurdu, kuralları olurdu. Yoldan geçen biri sana selam vermezse gün boyu o selamsızlığı düşünürdün. Mahallede herkes birbirini tanırdı, ama herkesin birbirinden gizlediği küçük utançları da olurdu. Kitapta bunlar sadece hikâyeler değil, benim içimdeki eski halimin yankılarıydı. Selçuk Aydemir’in dili bazen öyle bir noktaya geldi ki gülerken birden durdum. Çünkü gülünç olan, bir zamanlar gerçekten yaşadığımız, hatta normallik saydığımız şeylerdi. Geceleri mahallede kavga çıktığında içeriden pencereye koşan anneler, sokak lambasının altında yapılan mahalle toplantıları, bir çocuğun düşüşünden tüm mahallenin haberdar olması… Benim de “mahallenin delisi” vardı. Bizim de “biraz uzak dur” denilen evler vardı. Bir top yüzünden çıkan kavgalar, o kavgalardan doğan dostluklar... Yaşadığım mahallede de herkesin unuttuğu ama benim hâlâ hatırladığım detaylar vardı. Bu kitap onlara ışık tuttu. Tozlu, kapalı kalmış, ama hâlâ yaşayan bir anı defteri gibi. --- Sadece Benim Mahallem, Sadece Benim Hikâyem Gibi Kitabın en