Yani insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...
Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ak sakallı meşenin dediği gibi, insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar, böceklerle otlar, hayvanlarla taşlar değil, ancak insan karşı koyabilirdi. Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu...
Yazarların az çok nasıl yazdıklarına ilişkin küçük bilgilere sahip olsamda bu kadar detaya samimi bir sohbet havasında ilk kez şahit oluyorum. Okurken Murakami' nin kişiliğine bir kez daha hayran kaldım. Özgünlüğünü ve kendi tabiri ile sıradan bir insan oluşunu çok ama çok sevdim. Sadece kendisi olan insanları gerçekten çok seviyorum. Yazar ile yer yer aynı görüşlere sahip olduğumu okumak bile beni heyecanlandırdı. Eğer bir gün gerçekten yazmak istersem sebebi Murakami olacaktır...