Maddeyi dönüştürebilecek bir maneviyata sahipsen madde senin için bir tehdit ve tehlike olmaktan çıkar. Sen yükselmeye başladığın gibi maddeyi de yükseltmeye başlarsın. İşte alemde nizam yani düzen kurmak böyle bir şeydir.
Şimdi alemin bir sanat eseri olduğunu, sahibinin de Mutlak Sanatkar olduğunu hatırlayalım. Bir müzedeki eserlere zarar verme hakkına sahip değilken en büyük Sanatkar'ın yarattığı o büyük esere, evrene, tabiat alemine, her biri bir mucize olan hayvanlara, bitkilere, varlıkdaşlarımıza zarar vermek bizim haddimize olabilir mi? Sınırı aşıp kuralı ihlal edene ceza verilmez mi? Hangi gerekçeyle olursa olsun tabiatı yok etmeyi mazur ve meşru görme hakkımız var mı? Bu, her şeyden önce eserin sahibine saygısızlıktır. Tersinden bakacak olursak eseri seven, eserin sahibini de sever. Adam " Ben Allah'ı çok seviyorum." diyor ama ne Allah'ın kullarını ne de diğer yarattıklarını seviyor!
Bir işi karşılık beklemeden yapmak hem asil hem de özgürleştirici bir eylemdir. Karşılık bekleyen, karşı tarafın kölesi olur. Karşılığını alamayınca üzülür, dertlenir, umutsuzluğa kapılır. Kendi mutluluğunu başkalarının eylemlerine endeksler. Bu yüzden de kendi içinde hiçbir zaman mutlu olamaz. Mutlu ve mutmain olmak için hep başkalarının beğenisine, onayına, ikramına vs. ihtiyaç duyar. Kendini onlara muhtaç eder. Halbuki hiçbir beklentisi olmayan kişinin hakkı ve nasibi en yüksek makamdan gelir.