Maneviyat karmaşık ve zor değildir. Köydeki
çiftçinin anlayabileceği ve açıklayabileceği kadar sade ve basittir. Bir portakalı cahil d âlim de aynı kolaylıkla yiyebildiği gibi; profesor de formal bir eğitim almamış bir insan da portakaldaki vitaminlerden beden itibari ile aynı oranda, aynı kolaylıkla faydalanabilecekleri gibi, Manevi nimetler de maddi nimetler gibi Allah’tan geldiğine göre, onların kullanımında da bir Doğallık ve kolaylık söz konusu olmalı değil midir?
Eski Çağlar’da üç beş zaruri eşyayla hayatını rahatlıkla sürdürebilen insan, şimdi yüzlerce eşyaya sahip olduğunda bile, binlerce eşyaya ihtiyaç duyduğu için, fakir sayılmaktadır.
Milyarlarca insandan biri olduğu için ilahi dikkatin kendi üzerinde olmadığını düşünüyor insan. Oysa dünyada hatta kainatta bir tek o varmış gibi, en küçük ayrıntısına kadar onun hali, davranışları, duası ve ihtiyaçları gözetilmektedir. Bütün projektörler ona dönüktür. Herkes aynı anda bütün hayatın başrolündedir.
İlahi yardımlar insanın heveslerine göre gelmez.
Çocuklar çikolataya ihtiyaç duyduklarini düşünürler. Çok emindirler bu konuda; ağlayıp sızlar ve çikolata isterler. Hakiki ihtiyacın çikolata değilde süt olduğunu kabullenen çocuk var mıdır? Bir çocuğun elinden çikolatanın alınıp önüne bir çorba kasesi konulması onun hayatında berbat bir olay, hatta azaptır. Ona zulme diliyor, istedikleri verilmiyor, kimse ona yardım etmiyor ve onu sevmiyor, herkes onu üzmeye çalışıyor diye düşünür. Ebeveyn ise onun heveslerini bir yana bırakıp hakiki ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Zararını bilmediği için akraba el uzatan çocuğa o anda serbestlik tanımak mı şefkattir,yoksa ona engel olmak mı? İşte biz de büyümüş çocuklarız. Cenabı hak, arzu ettiğimiz ancak bize zarar dokunacak şeyler elimizden alıp, yerine faydalı olanı koymaktadır. Bu faydalı şeyler bazen musibet, bazen hastalık, bazen huzursuzluk ambalajına sarılı olarak bize ulaştığı için onların rahmet olduklarını görmemekteyiz.