Harun

Biz ehl-i hâliz. Namzed-i istikbâliz. Tasvir ve tezyin-i müddeâ, zihnimizi işbâ' etmiyor. Bürhan isteriz..
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Din
Reklam

Harun

, bir kitabı okumaya başladı
Bediüzzaman Said Nursî
9.7/10 · 1.671 okunma
Evet, bu dar dünya, beşerin cevherinde mündemiç olan istidâdât-ı gayr-i mahdûda ve ebed için mahluk olan müyûlât ve arzularının sünbüllenmesine müsâid değildir. Beslemek ve terbiye için başka âleme gönderilecektir. İnsanın cevheri büyüktür, mahiyeti âliyedir, cinayeti dahi azîmdir. İntizamı da mühimdir, sâir kâînata benzemez; intizamsız olamaz. Evet, ebede namzed olan büyüktür; mühmel kalamaz, abes olamaz. Fenâ-i mutlak ile mahkûm olamaz. Adem-i sırfa kaçamaz. Cehennem ağzını, Cennet dahi âguş-u nâzendârânesini açıp bekliyorlar.
Din
Evet, nazlanan ve istiğnâ gösteren nâzeninlerin mehirleri dikkattir ve menzilleri dahi kalbin süveydâsıdır. Bunlara giydirdiğim elbise, zamanın modasına muhaliftir. Zirâ, Şarkî Anadolu mektebi denilen yüksek dağlarda büyümüş olduğumdan, alaturka terziliğe alışamadım. Hem de, şahsın uslûb-u beyânı, şahsın timsâl-i şahsiyetidir. Ben ise, gördüğünüz veya işittiğiniz gibi, halli müşkil bir muammayım... تَمَّ تَمَّ * * *
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Din
Mezraası şöyledir ki: Zemin, kar ve bered ile tezemmül veya taammün eden dağlarıyla ve rengârenk besâtiniyle süslendiği gibi, gûya ona rekabeten ve inâden, âsuman dahi, cibal ve besâtini andıran rengârenk ile teşekkül eden ve dağlara nazireler yapmak için parça parça dağılan bulutlarıyla sarılıp, cilveger oluyor. O dağ gibi parça parça bulutlar; sefineler veyahut dağlar veyahut develer veyahut bostan ve dereler denilse, teşbihte hata edilmemiş olur. O cevvdeki seyyarelerin çobanı Ra’d dır. Kamçı gibi, berkini başları üzerine silkeleyip dolaştırıyor. O musahhar sâbihalar ise, o bahr-i muhit-i havâîde seyr ve cereyan etmekle, mahşere tesâdüf etmiş dağları andırırlar. Gûya semâ, su buharının zerratını ra’d ile silâh başına dâvet ettiği gibi; “Rahat olun!” emriyle herkes yerine gider, gizlenir..
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Din