"Zirâ mâzi kıt'asında, vahşet-âbâd sahrâlarında, hayme-nişîn taassub ve taklid; veyahut cehlistan ülkesinde, menzil-nişîn müzahrefat ve istibdad olanlara, şeriat-ı garrânın galebe-i mutlak ve istilâ-i tâmmına sed ve mâni olan sekiz emir, üç hakikat ile zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar.
O mâniler ise: Ecnebîlerde taklid ve cehâlet ve taassub ve kıssîslerin riyâseti...
Ve bizdeki mâni ise: İstibdâd-ı mütenevvî ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve atâleti intâc eden yeisdir ki; şems-i İslâmiyet'in küsûfa yüz tutmasına sebep olmuşlardır."
Hem de îtikadımdır ki; İstikbale hüküm sürecek ve her kıt'asında hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyet'tir. Evet, saâdet-saray-ı istikbâlde taht-nişîn hakaik ve maârif, yalnız İslâmiyet olacaktır. Onu fethedecek yalnız O'dur; emareler görünüyorlar...
Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübârezeye heyecan ve şecâate getiren ve yüzer senelerden beri sevkü'l-ceyş ile kuvvet bulan hayâlât ve evhamın müdâfaasına beni gayrete getiren îtikadım ve yakînimdir ki:
Hak, neşv ü nema bulacaktır;
eğer çendan toprakta gizlense... Ve tarafdar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır; eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar...
Eğer sual edersen: Senin bu telâşın ve ulûm-u müteârife hükmüne geçen şeylere bürhan getirmeye ne lüzum vardır? Zirâ, telâhuk-u efkâr ve tecârübün keşfiyâtıyla, meydân-ı bedâhete gelen mesâile bürhan getirmek, mâlûmu i'lâm demektir?..
Cevâben derim: Maatteessüf benim ile şu zamanın kıt'asında iştirak eden cümlesi; eğer çendan, sûreten onüçüncü asrın evlâdıdırlar, fakat, fikir ve terakki cihetiyle kurûn-u vustânın yadigârlarıdırlar. Gûya muâsırlarımız, üçüncü asrın nihâyetinden onüçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmûzeci veyahut melez bir kavimdirler. Hattâ bu zamanın çok bedîhiyâtı, onlarca mevhûmat sayılır.