Yine vezir döndü eve perişan,
Küçük kızı karşıladı kapıdan
Kız görünce babasını kederli;
Dedi:"Baba bir derdin var besbelli
Söyle bana çaresini arayım!"
Bende senin bir işine yarayım!
Vezir dedi:"Bana kızlar babası!
Diye alay etti mülkün ağası
Sağ vezirin oğulları aslanmış,
Bizim kızlar birer korkak ceylanmış...
Onlar silahlanıp gitti Kıpçak'a,
Sizden gelmez öyle gitmek uzağa,
Getirecek onlar peri sazını?
Babaları arttıracak nazını...
Kim yararsa o saz ile bahtına,
Oturacak Kağanın tahtına...
Olsaydınız sizde birer kahraman,
Benim işim olur muydu hiç yaman?
Kız dedi ki: Bana erkek giyişi
Yaptırsana bitireyim bu işi...
Nice Banu çiçek bizim örnekten!
Gelmiş kızın farkı var mı erkekten?
Üç gün sonra kız değişti kılığı
Bir genç oldu terlemişti bıyığı
Silahlanıp bindi beyaz kısrağa,
Yola düştü sezdirmeden konağa,
Lakin şehrin kapısında babası
Gizlenmişti tepesinde abası
Haydut gibi çıktı kıza haykırdı
Kız erkekçe kılmanı sıyırdı!
Kut ve Altın Işık: Etnografların ve sosyologların "Mana" dedikleri şeye eski Türkler "Kut" derlerdi. "Kut" münteşir bir kutsiyettir ki hangi şeyin üzerine konarsa onu mukaddes kılar. Kutlu dağ, Kutlu Meral gibi. "Kut"u "Altın Işık" suretinde tasavvur ederlerdi. Bu altın ışık hangi insana, hangi hayvana, hangi şeye temas ederse onu gebe bırakır.
Tapınağın gölgesinde takipçileri arasında dolaşan öğretmen, bilgeliğinden ziyade, imanı ve sevgisini verir öğrencilerine. Ve gerçekten bilgeyse, bilgeliğin evine girmeyi teklif etmez size, bunun yerine kendi zihinlerinizin kapısına götürür sizi.