Eğer kitaptan telif ihlali almak üzere olmasaydım, zihnimde altını çizdiğim her satırı buraya kaydeden biri olarak, neredeyse kitabın tümünü buraya geçirmiş olacaktım.
Her sayfada mı altını çizmek istediğim bir cümle olur? Bu kadar kısa bir kitaptan bu kadar çok etkilenebileceğimi sanmıyordum ama büyük yanılmışım. Bu kitabın iyi bir sonla bitmeyeceğini biliyordum, hatta en güzel satırların, bu sevdada en güzel sevenin Heloïse olduğunu düşünüyordum ama son mektupta tamamen alt üst oldum. Her mektupta nasıl yani, neden, niye böyle olmuş, deyip duruyordum. Gerçekten de bir solukta bitti.
Konusu, 12.yüzyılda yaşamış ve oldukça ünlü olan filozof Abelard’tan(yaklaşık 40 yaşlarında) ders alan Heloïse(yaklaşık 20 yaşlarında) ile aralarında başlayan sevginin bedensel bir birlikteliğe uzanması ve Heloïse’in dayısının onları yatakta basması sonucunda zor kullanarak Abelard’ı hadım ettirmesi ile başlıyor. Her iki aşık da bir küçük manastıra kapanıyor ama Heloïse, mektuplarda da söylediği gibi, kendini Tanrıya adamak için değil, bunu Abelard istediği için yapıyor. Onun için yapıyor. Heloïse o kadar cesur, duyguları ve bakış açısıyla o kadar farklı bir karakter ki. Abelard’ı anlamak, ona hak vermek, kızmak, küsmek, ona kızarken bile satırlarını çok beğenmek kitaba bambaşka bir boyut kattı. İtirafın daha büyüğü ise Abelard’tan geliyor, bunu kendi kıskançlığı için yaptığını söylüyor. Bu hem o kadar bencilce, hemde o kadar ağır ki. Abelard’ın kendisinden nefret ettiğini söylemesi, o son mektup, kendisini çaresizliğe bıraktığı için olan kızgınlığımı acımaya ve beni de umutsuzluğa sürükleyerek bitirdi. Kime nasıl üzüleceğimi şaşırdım. Bu eser için o dönemin Romeo ve Juliet’i diyebiliriz. Kitabın arka kapağında şöyle bir kısa özeti var: “Acıklı mı? Evet. Etkileyici mi? Çok. Benzersiz mi?