Hadice İsmetoğlu

Hadice İsmetoğlu
@Hkismetolu
Katre. Sol elimin yüzük parmağında daima bir kağıt kesiği bulunur. Sanki kelimeler ve kağıtla gizli bir ahdimiz varmış; bu da nişanesiymiş gibi.
Okurken kaskatı kesildim
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2025 20:45
ÇÖL ÇİÇEĞİ BUGÜNE KADAR OKUDUĞUM EN VURUCU KİTAPLARDAN BİRİ. (Özellikle konusu itibariyle) Dahası, bu bir kurgu değil, ünlü model Waris Dirie’nin ve Afrika’daki birçok kadının yaşam öyküsü. Somalili kalabalık bir ailede dünyaya gelen Dirie Afrika’da yaygın olan kadın sünneti, çocuk evliliği gibi konuları yalın bir anlatımla bizlere aktarıyor. Dili edebi olarak belki harikalar yaratacak betimlemelerden oluşmuyor, hatta bazı yerlerde yalın bir anlatımı var fakat biraz daha anlatacak olsaydı nasıl dayanırdım bilmiyorum, ben okurken çok etkilendim ve birçok yerde kaskatı kesildim. Eminim başka yazarlar olsa bunun cılkını çıkartıp bu acıyı pazarlardı. Kitabı okurken birçok şey için şükrettim, bununla birlikte birçok şeyin daha farklı olması için dua da ettim. Waris’in ailesini anlamasını, onlara nefret duymamasını, bununla birlikte elinden gelenin en iyisini yaparak kendine yeni bir dünya inşa etmesine, daima umudunu diri tutmasına ve şükretmesine, birçok meziyetine hayran kaldım. Şunu çok merak ediyorum: Bir psikologdan yardım almış olabilir miydi, yani kitabı yazmadan önce? Çünkü empati yaptığımda, bu kadar travmatik şeye rağmen aileme bu kadar içten davranabilir veya hala İYİ hisler besleyebilir miydim hiç sanmıyorum. Güçlü bir kadının hikayesiydi ama en sevdiğim şey, bir toplumun sesi olmak için verdiği çabaydı.
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
kitap güzel bir kitaptı ama şahane bir kitap olabilir miydi, olabilirdi
7/10
·112 syf.··
2023 24. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2023 16:26
Narin Yılmazdan okuduğum ilk kitaptı. Kitap güzel, potansiyeli olan bir kitaptı fakat eksik yanları da mevcuttu. Kitap Alin adlı bir yazarın katıldığı bir davette ünlü modacı Ruhi Sezer ile tanışmasıyla başlıyor ve Ruhinin aslında kendi ev sahibi olduğunu da orada öğreniyor. (Tamam, bir tesadüf zaten olacaktı fakat bir yazarın, hayatın akışına dikkat eden, yazdıklarına veri toplayan dikkatli birinin ev sahibini tanımaması ne kadar gerçekçi?) 80 yaşlarındaki Ruhi Sezer birkaç gün içinde asistanı aracılığıyla kendisine ulaşıp buluşmak istediğini söylediğinde adamın bir sapık olduğunu bile düşünerek çekiniyor Alin. Bu buluşmayı neden istediğini sorduğunda geldiğinizde öğreneceksiniz karşılığını alıyor ve bir şekilde ikna olup Ruhi ile buluşuyor. Ruhi, kendisinden ısmarlama bir roman yazmasını istiyor. Alin bunu başlarda istemiyor, ısmarlama bir roman yazma fikri kendisine uzak ve nahoş geliyor. Aklına her yaşlı gibi Ruhinin de bilinmek, sonsuza dek yaşamak isteğiyle bunu teklif ettiği düşüncesi ve klasik "hayatımı anlatsam roman olur" düşüncesiyle bunu istediğini söylüyor bizlere. Ruhi bir şekilde ikna etmeye çalışıyor ve elindeki günlüğü verip en azından incelemesini istediğini söylüyor. Beni etkileyen kısım, kitabın içindeki kitap kısmıydı. Ruhi burada bir terzi çırağı olarak girdiği Madam Marin’in yanında çalışırken tanıdığı Ruhan’a, hayatının aşkına nasıl aşık olduğunu, onun aşkı için kendini nasıl yonttuğunu, nasıl kendi hamuruna şekil verebildiğini; diktiği her şapkayı aslında Ruhan için hayal ederek, onun beğenisiyle nasıl işlediğini ve nasıl başarılı olduğunu anlatıyor. Bu arada 6-7 Eylül olaylarına, 1950lerde Beyoğlundaki atmosferden sınıf farkına uzanan bir inceleme görüyoruz. Kitabın bu kısmında Madam Marin’in yaşadıkları, dokunaklı mektubu en güzel yerlerden
kapıyı içeriden kilitledim
Kapıyı İçeriden KilitledimÖzlem N. Yılmaz · Ayrıntı Yayınları · 2017177 okunma
Ayfer Tunç okuduğumuzdan emin miyiz?
6/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2023 16. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2023 11:56
Kız kurusu aslında ama çok uzun ve ip gibi incecik ya, o "kuru kız". Ayşe Fatma değil, "Şu halıları bir çırpıver," denilen, misafirliğe gittiğinde dahi oturmayan, bir şeyler yaptırılan, herkes tarafından hor görülen bir kız. Karakterimizin teknoloji hariç kimseye güvenmemesi ve onunla kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışmasını anlatıyor. Ayfer Tunç'un yeni bir kitap çıkardığını duyunca gerçekten çok heyecanlandım (Ayfer Tunç okuyanlar bunu anlayacaktır.) çünkü harika bir kalemi var. Fakat kitabı okurken de bitirdiğimde de (ve hatta üzerinden birkaç gün geçmiş olmasına rağmen) bu kitap bana şunu düşündürdü: Ayfer Tunç okuduğumuza emin miyiz? Böyle düşünmeme sebep olan şeyden söz edeyim. Kapak Kızı, Osman ve hele ki Yeşil Peri Gecesinden sonra bu kitap benim beklentimi maalesef karşılayamadı. Öncelikle kitabın ince olmasına kanma diyerek kendimi uyarmıştım, baya zorlayacak seni demiştim kendi kendime. Fakat yanılmışım, su gibi aktı. Gerçekten, inanılmaz akıcıydı ama eksikti. Fakat kalemi o kadar aynı eksende dönüyor ki, karakterlerin her biri paralel evrende başka isimlerle yer almış gibi hissettim. Mesela Kuru kızın anne babası birbirini seviyor ve ailelerini karşılarına alarak evleniyorlar ve bu yüzden aile bağları hasar görüyor, yine baba bir kaza geçiriyor, anne ölüyor ve yine ailenin geri kalanı onları sahiplenmiyor. Kalemi bu kadar güçlü ve gözlem yeteneği çok iyi olan bir yazar olduğunu düşündüğüm Ayfer Tunç'un bu kısır döngüden çıkmasını çok isterdim. Sevdim mi, sevmedim mi hala bundan emin olamıyorum (akıcılığı kurtarmış olabilir). Birçok yerde o kadar renkler, zil sesleri, peynir çeşitleri anlatıldı ve bu örnekler o kadar bitmek bilmedi ki, aklıma ilk okuldayden öğretmenlerimizin "yüz kelimeden az olmayacak şekilde x konusu hakkında kompozisyon yazın ama
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2022 13. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2022 08:23
Koleksiyoncu, belediyede memur olarak çalışan; anne babasını kaybetmiş, halası tarafından büyütülmüş ezik bir karakteri olan kelebek koleksiyoncusu Ferdinant’ın Miranda’yı kaçırmasından bahsederek başlayan akıcı bir psikolojik gerilim romanı. Daha çok sınıfsal çatışmaları, alt sınıf/ üst sınıf ayrımına dikkat çeken alt metinleri var. Adam parayı bulur bulmaz yaptığı ilk şey, kızı koleksiyonun bir parçası gibi davranarak bir yere hapsetmek ve Miranda’nın kendisine aşık olacağını ummak. Kitabı ilk önce Ferdinant, ardından Miranda anlatıyor. Bir yerde içim o kadar sıkıldı ki… anlatımı kötü olduğu için değil, yaşanılan şeyin gerçekliğinden. Birçok yerde “Ruh hastası manyak!” Diye kızdım. Her ne kadar iyi bir sonla bitmeyeceğini hissetsem de, sonunun bu şekilde finale bağlayacağını düşünmemiştim.
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202411bin okunma
insan aşkı hep mülkiyetçidir
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
Eğer kitaptan telif ihlali almak üzere olmasaydım, zihnimde altını çizdiğim her satırı buraya kaydeden biri olarak, neredeyse kitabın tümünü buraya geçirmiş olacaktım. Her sayfada mı altını çizmek istediğim bir cümle olur? Bu kadar kısa bir kitaptan bu kadar çok etkilenebileceğimi sanmıyordum ama büyük yanılmışım. Bu kitabın iyi bir sonla bitmeyeceğini biliyordum, hatta en güzel satırların, bu sevdada en güzel sevenin Heloïse olduğunu düşünüyordum ama son mektupta tamamen alt üst oldum. Her mektupta nasıl yani, neden, niye böyle olmuş, deyip duruyordum. Gerçekten de bir solukta bitti. Konusu, 12.yüzyılda yaşamış ve oldukça ünlü olan filozof Abelard’tan(yaklaşık 40 yaşlarında) ders alan Heloïse(yaklaşık 20 yaşlarında) ile aralarında başlayan sevginin bedensel bir birlikteliğe uzanması ve Heloïse’in dayısının onları yatakta basması sonucunda zor kullanarak Abelard’ı hadım ettirmesi ile başlıyor. Her iki aşık da bir küçük manastıra kapanıyor ama Heloïse, mektuplarda da söylediği gibi, kendini Tanrıya adamak için değil, bunu Abelard istediği için yapıyor. Onun için yapıyor. Heloïse o kadar cesur, duyguları ve bakış açısıyla o kadar farklı bir karakter ki. Abelard’ı anlamak, ona hak vermek, kızmak, küsmek, ona kızarken bile satırlarını çok beğenmek kitaba bambaşka bir boyut kattı. İtirafın daha büyüğü ise Abelard’tan geliyor, bunu kendi kıskançlığı için yaptığını söylüyor. Bu hem o kadar bencilce, hemde o kadar ağır ki. Abelard’ın kendisinden nefret ettiğini söylemesi, o son mektup, kendisini çaresizliğe bıraktığı için olan kızgınlığımı acımaya ve beni de umutsuzluğa sürükleyerek bitirdi. Kime nasıl üzüleceğimi şaşırdım. Bu eser için o dönemin Romeo ve Juliet’i diyebiliriz. Kitabın arka kapağında şöyle bir kısa özeti var: “Acıklı mı? Evet. Etkileyici mi? Çok. Benzersiz mi?
1000Kitap
Abelard ve HeloiseRonald Duncan · Helikopter Yayınları · 20182,913 okunma