İnsan ruhundaki bu karışıklık yüzünden yeni şartlara tamamen ayak uyduramadı. İnsancıllığı, ara sıra görülen eski yumuşaklığı rahatsız etmeye başladı onu.
Dış dünyanın zayıflara karşı nasıl insafsız olduğunu bildiğim için, bir korunma içgüdüsüyle, bazı masum kötülükleri bu çevreye silah gibi kullanma eğiliminden kurtaramadım kendimi.
İnsanların şayet inanırlar ve dirençle çabalarlarsa bitimsiz zannedilen çölleri aşabileceklerini, gazabıyla ormanları titreten aslanların dilini öğrenebileceklerini, gözleri kör eden kum fırtınaları dininceye kadar hangi kuytularda bekleneceğini, acı suyun nerede bitip tatlısının nereden fışkıracağını sabırla ve gayretle çözebileceğini düşünürdüm...