İlk sayfasında bir not:
“Değeri, kazancıyla değil fakat kazandırdığı ile ölçülen ve kazandırdıklarıyla ölçülemeyecek kadar değerli olan öğretmen arkadaşım, öğretmenler günün kutlu olsun.”
Yıllar öncesi. Yirmi yaşında, çiçeği burnunda bir öğretmen adayıyım. Atanamamışım ama küçük bi ücret karşılığı belli derslere giriyorum. Bir anlamda ben de kendi yolumun başındayım. Farkında olmadığım arayışlarım var. Heyecanlıyım. İlk öğretmenler günü hediyem de bu kitap. Ve bilin bakalım bugün bu kitabı kaçıncı defa okuyorum? Bilemediniz. Utanarak itiraf etmeliyim ki bunca yıldır iki kere teşebbüste bulunmuş olmama rağmen ilk okuyuşum. Burdan nasıl bir sonuca varıyoruz. Bu kitap yirmi yaşında okunmaya çalışılmamalı. Hatta yirmi yaşında öğretmen de olunmamalı. :))
Atanamadığım o yıllarda, hayattaki önemli şeylerden birinin mezun olduğum alanda, 657’ye tâbi, devlet garantili bi işe girmek olduğunu düşünürdüm. Önümde uzanan yol, emek, zaman, sabır, arayış, bekleyiş.. Bunlar katlanılması zor şeylerdi. Tek bir amacım vardı. Onu elde edince her şey zaten yoluna girecekti. Atandım sonra, ve o günden bu güne geçen zamana başka başka amaçlar, insanlar, yaşanmışlıklar, seçimler, vazgeçişler, arayışlar, buluşlar, kaybedişler ve geri dönüşler sığdırdım. Aradığımı buldum mu peki? Yoluna koyabildim mi her şeyi? Ben bulabildim mi beni? İşte kitabı okurken bu sorulara cevaplar verdim.
İnsanların çoğu, var olduğu andan itibaren bi şekilde kendisini arar. Yaşadığı hayata bir anlam katmak isteyen, neden var olduğunu anlamaya çalışan herkes bu konuya karşı büyük ilgi duyar. Uzun bir yolculuktur bu, insanın en uzun yolculuğu kendinedir çünkü. Arayışa çıkmak için de önce yüklerden kurtulmak gerekir. Bunun için sürüden ayrılıp yola çıkarız. Ama bazen bir bakarız ki yolda başka bir sürüye dahil olmuşuz.