Tarık Tufan’ın kaleminden yine sürükleyici bir roman…
Eserde iki farklı döneme ait hikâyeler ustalıkla anlatılıyor. Biri günümüzde geçerken, diğeri yüzyıl önceki İstanbul’un sosyal, siyasi hayatı
ve ölümsüz bir aşkı konu alıyor. Bu iki ayrı zaman, romanın sonunda ortak bir noktada buluşuyor.
İlk bölümde; bir konak ve o konağın duvarlarına sinmiş acılar karşılıyor bizi… Hikâye, Canfeda Konağı’na gelen üç kardeşle başlıyor. Geçmişle yüzleşmeler, pişmanlıklar ve içe atılmış duygular gün yüzüne çıkıyor. Ancak bu kardeşlerden biri eksik: Halide. Çünkü Halide artık hayatta değildir. Hikâyeyi onun dilinden dinleriz. Halide’nin yaşadığı imkânsız aşk ve bir aile uğruna yaptığı fedakârlıklar derinden hissedilir.
İkinci bölümde ise Derviş Ali ve Handan’ın hikâyesi anlatılır. Yüzyıl öncesine uzanan bu bölüm, dönemin siyasi ve sosyal yapısı içinde filizlenen güçlü bir aşkı gözler önüne serer.
Son bölümde ise Halide ile Derviş Ali’nin kaderleri kesişir. Geçmiş ve bugün, aynı yazgının içinde birleşir.
Roman boyunca iki farklı zaman diliminin nasıl iç içe geçtiğini ve olay örgüsünün nasıl ustaca kurulduğunu net bir şekilde görürsünüz. Okurken kendinizden, hayatınızdan ve geçmişinizden izler bulabileceğiniz; üzerinde düşündüren, etkileyici bir eser.