Ne var ki, estetik evredeki kişi büyük riskle yaşar; çünkü hayat mütemadiyen yeni ve ilginç değildir. Sıkıntı, melankoli, boşluk hissi anında istilaya hazırdır. Anlık hazların büyüsü uçucudur; tatmin edilince söner gider. Bu da, hayatını bunların etrafında örgütlemeye çalışarak aslında imkânsız bir işe soyunan kişiyi dayanılmaz bir anlamsızlık kriziyle karşı karşıya bırakır.
Hayatta dokunulcak, tadılacak, görülecek, koklanacak, işitilecek bir sonsuzluk vardır. Bunların peşine düşmek varken, kurallarla çevrelenmiş toplumsal hayatın sıkıcılığına boyun eğmenin anlamı nedir?
Dinsel yaşam kişiyi kendine, iç dünyasına, öznelliğine dönderen, tutkusuyla yenidenilişki kurduğu bir adanmışlıktır. İman ruhun mücadeleleri, ıstırabı, huzursuzluğu ve tedirginliği de kapsar.
İnsanlar kendilerini, öznel hakikatlerini ve içselliklerini unutarak yaşıyorlardı. Ama daha vahimi, bu unutuşun sebep olduğu muazzam kaybın farkında bile değillerdi.