İrfanın babası deftardar galip efendi zevce ve evladına gecinecek kadar miras bırakıp dört, beş sene evvel vefat etmişti. Bu aile geçim düzenlerini hemen hiç bozmayarak Aksaray 'daki evlerinde oturuyorlardı.
1326 senesi mayıs başlarında küremizin Halley yıldızı 'nın kuyruğu içinden geçeceği hakkındaki heyecanlı haber çıktı. Kendi canlarına, umumun hayatından ziyade ehemmiyet veren kimseler telaşa düştü.
İrfan Garip Bey yirmi iki yirmi üç yaşında yeni edebi nesilden, asabi, müşkülpesent, zekasından bir bilgisinden ziyade gururu fazla bir gençti. Tahsili istanbul mekteplerinde idi. Avrupa müesseselerinde okunan ilimlerin onlara dair olan kitapları tedarik etmek suretiyle burada da tahsili tabii olduğuna inandığı için tabii bilgilere flozifiye ait etütlerin en çoğunu hususi suretleri istanbul'da yapmıştı. Meşhur olma sevdasıyla yanıp tutusuyordu. Nüshası 20 parayla satılan haftalık mecmualara bedava yanlar görmekten usanmazdi.
Bedriye Hanım, bahçe üzerindeki küçük odanın penceresinden, bitişik komşusunun tahta kaplamasina yumruğu ile heyecanlı vurarak haykırıyordu.
Kardeşim emine, nerdesin? Pencereye gel bak sana ne söyleyeceğim . Bir cevap almayınca kendine:
Aman bu kan da ne miskindir. Kıyametler kopsa o kuytu odadan dışarı çıkmaz. İçeride oturur kalır. Yumruklarinin şiddetini arttırarak:
Emine hanım, açık pencereye gel. Bak neler olacakmış, neler?
Dünyaya yıldız carpacakmis. Merakımdan bir yerde duramiyorum. A, bak karı ses bile vermiyor.( Yumruğu daha şiddetli indirerek) ölü müsün ayol? Azıcık kıpırda!
Emine hanım yavaşça penceresini açıp başını dışarı çıkararak ;
Oğlanı yeni uyuttum . Vurma öyle hızlı hızlı. Ev temelinden sallıyor.