Ruhumuz sütlüdür, taşarız şarabımızdan!Bana güneşinizi üfleyin, üşüyorum yokluğunuzdan!
Her veda utanır kendisinden!Haz biter, mana ölür, sıkılırız derdimizden!
İşte dimağ, işte tenha, sanki her şey kurudu!
Ateş sustu, iştah sonsuz, bıktım anlaşılmaktan!
Engin Turgut
Yüz yıla yakın bir süredir dünyamız, bizim dünyamız, ölmekte. Bu son yüzyıl zarfında dünyanın kıçına bir bomba tıkıp patlatacak kadar deli olan tek kişi bile çıkmadı. Dünya çürüyor, parça parça ölüyor.
Çağ şiddet gerektiriyor ama yarım kalmış patlamalardan fazlası yok elde. Devrim filizlenirken kesiliyor ya da başarıya fazla hızla ulaşıyor. Tutku kendini çabucak tüketiyor. İnsanlar fikirlerinden taviz veriyor, alışılageldiği üzere. Yirmi dört saatten fazla dayanacak hiçbir şey tasarlanmıyor. Bir neslin uzamında milyonlarca hayat yaşıyoruz.
Ben çektiğim acıdan duyduğum hazzı ayrıntılı bir biçimde hatırlıyorum. Bir kaplan yavrusuyla yatağa girmek gibiydi. Arada sırada pençelerini geçiriyordu—gerçekten korkuyordun o zaman. Genellikle korkmuyordun ama—onu serbest bırakabilir ya da kafasını uçurabilirdin.