Çöle gömülü bir çocuk! Hiçbir şey istemeyen. Her şeyden korkan, hayattan midesi bulanan bir çocuk. Ve beklerdim orada öleceğim günü. Birilerinin gelip, "Sen öldün. Haydi gel!" demesini. Çünkü yapacağı hiçbir şeyi olmayan bir çocuktum.
Çölde gömülü ölümü beklemek. İşte bunu hayal ederdim gözlerim kapalı, bütün insanlar uyurken.
Bana karşı nefreti o kadar büyüktü ki, onu görüyor ve duyuyordum. "Yarışalım!" diyordum içimden. "Kim daha çok nefret edecek Kayra'dan! Haydi! Kim daha çok isteyecek Kayra'nın ölmesini?"
O kitaplardaki yalnızlığı çok gösterişli bulurdum. Aynı zamanda da korkutucu. Kendime "Bu kadar yalnız kalınabilir mi?" diye sorardım. "Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe?" Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını.
"Yıllar önce, okuduğum kitaplardaki, seyrettiğim filmlerdeki yalnız insanlara özenirdim hep. Yalnızlara. Konuşacak kimsesi olmayanlara. Sonra hayat beni buralara getirdi. Tabii ayaklarımın azımsanamayacak yardımıyla. Ve artık o roman karakterlerinden biri oldum."
"Zaten böyle başlamadı mı düşünmek, hayal etmek? İnsanların haberdar olamayacağı, hakkında fikir yürütemeyecekleri tek şey insanın kafasının içinde koşturanlar. Ve çevrenin tepkilerinden duyulan kaygıdan dolayı dünyanın en hayalperest kişileri en iyi komşular oldular. Susmayı öğrendikleri için. Normal olanı kafalarında çizip ona göre hareket ettiler. Dünyanın başını ve sonunu düşündükleri ortaya çıkmasın diye."