"Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilemediği için. Çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi, büyük ihtimalle, durmak olurdu. Durmak ve durdurmak. Dehşet içinde. Hareket etme korkusundan kalbi durana kadar. Çünkü her hareketin nihai sonucu acıydı ve belki de, insanoğlu bunu bilse, hiç doğmazdı. Belki de daha kötüsü, bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi. Ne de olsa, insandı ve doğası gereği arsızdı. Doğmak için her şeyi yapardı. Gerekirse karnından çıktığı annesinin leşini doğumhanede bırakır, hatta dünyaya ikizine yapışık bile gelir, ama yine de doğardı."
"Derdâ, kısa araba geçmişinde en sevdiği yer olduğuna karar verdiği cam kenarında oturuyordu. Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu Derdâ. Ne kadar az, o kadar iyi."
"Ben de ne zaman çaresiz kalsam yaptığım şeyi yapıp gerçeklerden kaçtım. Yıllardır aynı yere kaçıyordum. Bir hayale... Tam Habil'i öldürecekken Kabil'in karşısına çıkmamla başlayan bir hayal. Önce Kabil'in öfkesini onunla konuşarak dindiriyor, ardından iki kardeş arasında sonsuz bir barış sağlıyordum. Ancak asıl hayal sonrasına dairdi. Çünkü hayal etmesi en zor olan oydu: Kabil Habil'i öldürmemiş olsa, bugün dünya nasıl olurdu?"