Bir toplumun hayatında et ne kadar mühimse, erkekler de görece o kadar büyük bir egemenlik kuracaktır. Et, dağıtımıyla ilgili kısıtlamaların olduğu sıkı denetlenen bir ekonomik sistem içinde önemli bir unsura dönüştüğünde, iktidarın ipleri erkeklerin eline geçmiş demektir. Kadınların toplumsal mevkisinin erkeklerinkiyle kabaca da olsa eşit olması ancak toplum et dağıtımı rolleri etrafında biçimlenmediğinde mümkündür.
Teknoloji öncesi kültürlerde kadınlara eti yasaklamak etin saygınlığını artırır. Solomon Adalarında olduğu gibi, domuzları kadınlar besleyip büyütüyor da olsa kadınların domuz
eti yemeleri yasaktır. Biraz olsun yiyebilmeleri kocalarının iznine bağlıdır. Endonezya’da “Etli yemekler erkeklerin mülkiyeti olarak görülür. Etin erişilebilir olduğu belli başlı zamanlar
olan bayramlarda, et hanelere erkek sayısına göre dağıtılır.Dağıtım sistemi bu şekilde erkeğin toplumdaki saygınlığını pekiştirir.
Kadınların, ikinci sınıf yurttaşların, ataerkil kültürde ikinci sınıf sayılan yiyecekleri yemesi
daha olasıdır: etten ziyade sebzeler, meyveler ve tahıllar. Et yemedeki cinsiyetçilik sınıf ayrımlarının altını yeniden çizerken bir de anlam sapması doğurur: Tüm sınıflara nüfuz etmiş olan etin erkeksi bir yiyecek olduğu ve et yemenin bir erkek faaliyeti olduğu miti.
İktidar sahibi insanlar hep et yemişlerdir. İşçi sınıfı karbonhidratlardan oluşan bir karışımı tüketirken, Avrupa aristokrasisi her çeşit etle dolu büyük öğünler yemiştir.