“Çok nariniz” dedi....”Çok kırılgan... öylesine güçsüz ki bir erkeğin gücüyle kıyaslanamaz gücümüz. İnce, narin... kırılganız. Peki neden bu kadar narin ve kırılganız biliyor musun Selim?”.... “Anne sütünün ne olduğunu hiç düşündün mü Selim?”.... “Kemik suyudur anne sütü. Biz dişiler kemiğimizin içinde ne varsa çeker, kemiğimizi suya çevirir ve yaşamak için kendimizin en büyük ihtiyacı olan bu suyu; bedenini taşıması, yaşaması, sağlıklı olması için bebeğimize veririz... Aynı annenin seni kendi kemiğinin suyuyla beslemesi gibi... Dünyada doğmuş her çocuğu bir kadın doğurmuştur ve doğan her insan annesinin kemik suyuyla beslenmiştir... İnsanlık var olduğundan beri anneler yavrularını var edebilmek için onları kendi kemikleri ile besleyerek büyütmüştür. Anneler... yani kadınlar, insanı, toplumları, dünyayı doğuran... sürekli doğuran, doğurduğu yavruyu yaşatmak için kendi canından veren bir organizma, seven, adanan, çok seven, sevdikçe daha da adanan bir organizmayız biz...kadınlar.”
....
“Erkek kendisi için yer, gelişir, kaslarını çalıştırır, kadın yavrusu için yer, yavrusuna sağlık verebilmek için gelişir ve kemiğinden aldığı suyla beslediği yavrusu yüzünden asla kasları gelişmemiştir. Ve erkek sürekli avlanarak, yaşamak ve ailesini yaşatmak için öldürmek zorunda kalarak, binlerce yıl savaşarak yaşamış, şiddete alışmıştır. Evet erkek bu yüzden şiddette güçlüdür Selim.”.... “Evet daha güçlüsünüz Selim.”
....
“İşte bu yüzden, iradesizliğinizi dengelemek için o kaslara öyle ihtiyacınız var ki, yoksa bu zayıf bir irade ile bir hiç olurdunuz. Bizim kaslarımız zayıf belki ama yüreğimizde yenilmez bir irademiz var!”