Kitabı okurken köyde geçen çocukluğumu(90lar) tekrar yaşadım. Dedemin pamuk tarlaları için gelen ırgatlar ve onların çadırları, haral haral pamuklar(kitapta harar diye geçiyor), sadece Adanalıların anlayacağı deyişler, o kadar netti ki benim için. Evrac mesela, çeyizim de bile vardı, hâlâ saklıyorum hiç kullanmasam da belki bahçeli bir evim olursa sac üstünde yufka çeviririm diye. Köye gitmeyeli yıllar oldu, kimseler kalmadı. Şark çibanıyla da köy vesilesi ile tanış olmuştum, lise sondayken sol bileğimin üzeri morumsu bir şekilde iltihapsız çıban olmuştu. Teyzemler Fransa'dan aşısını bulup gönderdiler de Balcalı da (Çukurova Üniversitesi'nde)şark çibanı bölümünde iğne olmuştum birkaç kere. Ufak da olsa izi kaldı. Hep o sivrisinekler yüzünden!
Adana'nın kirli, eski sokakları, Taşköprü,hiçbiri abartılmayan, gerçek, zor hayatlar var romanda.
Orhan Kemal okumaya El Kızı romanı ile başlamıştım. Çok akıcı, gerçekçi bir üslupla yazdığı eserlerinde gözlemciliğini konuşturuyor yazar. Başlangıç biraz sıkıcı gelse de hikayeye kaptırıyorsunuz bir zaman sonra. Bana göre kitap 16 yaş ve üzeri için uygun.
Çok edebi bir inceleme yazmadım farkındayım. Film gibi roman, okuyun, okurken küfürler size fazla gelebilir lakin, böyle büyüyünce bana garip gelmedi ve hatta küfürler savuruyor diye çok kızdığım dedemin neden böyle deli deli, köpükler saçarak küfrettiğini anladım biraz. Çukurova insanını o coğrafyada yaşamayanların anlaması çok zor. Ben bile kaç yaşında idrak edebiliyorum.
Diğer incelemeleri okumadım henüz. Psikolojik açıdan ele alan olduysa bu konuda zaten oldukça zengin içerik sunan bir roman. Tüm karakterler bir sembol bana göre. Hepsinin ayrı travması var.
Son tahlilde roman kahramanlarının istedikleri ile evlenebilmesi, tüm zor şartlara rağmen birarada kalmayı seçmeleri