Bir var oluş sancısı... Romanın kahramanı Aziz üzerinden anlatılan, beşer olabilmenin kendine ulaşabilmenin savaşı...
Kitaba Aziz'in işten gelip oğluyla çatışması ile başlıyoruz. Sonra konu olarak azizin hayatı bir anda geriye doğru akmaya, karısı Tevhide ile nasıl evlendiğine daha doğrusu Tevhide'yi görücü olarak isteme faslına dönüyor . Bu isteme faslına henüz şahit olmamışken kendimizi Aziz'in çocukluğunda 15 yaşlarında buluyoruz ki bir daha da çıkamıyoruz. Ta ki askerden gelene(23 yaşına) kadar.
14- 15 yaşlarinda aynaya bakmayı keşfediyor aziz, gözün sınırlarını aşan bir bakışla... kendinde olan mayanın ortaya çıkıp kabarması dışa taşıp coşma misali gibi. Doğanın kendi kanunları içinde var olan her şeye başka gözle bakıp hakikatinin perdesini aralamaya kalkar. Ancak ne hanesi anlar ne de içinde bulunduğu ortam. Baba sürekli susma orucu tutar anne ise sadece babaya tabi olmuş silik bir vasıfta. Abi ise toplum içinde, hayatın olduğu kadarını görüp olduğu kadarından da nasibini alarak yaşama düzenin istediği şekilde tutunmuş. Ama hani toplumumuzda bir söz vardır ya "kardeş kardeşin ne onduğunu ister ne öldüğünü" o tarz bir abi. Hanede ortam böyle olunca gün gün kendine içindeki dipsiz kuyuya çekilir Aziz.
İlk uyanmayı babasının susma orucunda yaşar aziz. Evdeki bu ketum sessizlik azizin içinde çıldırasıya bir isyan başlatır. Coşku ile söylenen bir harfin, kelimenin, cümlenin sıcaklığını ister sınırsızca ama nafile. Sonrasında aile ve toplumda ilk hayal kırıklıkları, ilk utanma duygusu, ilk aşağılanma, ilk hiçlik duygusu gibi var olmanın suçluluk merhaleleriyle bir bir tanışır.
Tüm bunlara rağmen gel diyene giden git diyene de dönüp bakmayan bir yapıdadır. Hal böyle olunca yol onu, uzun bir dönemi kapsayan Melamilik akımının içine