Hüdayinabit

Hüdayinabit
@Hudayinabitt_
Yarısı bir kuş gibi geçecek ömrünün, diğer yarısına tren çarpacak.. instagram.com/hudayinabitt__?...
|ŞAHESER
10/10
·552 syf.·
2025 34. kitabı
Bazen bir kitabın kapağını açtığınızda, yalnızca kelimelere değil, başka bir zamana, başka bir dile, başka bir hayata, hatta başka bir hafızaya da açılırsınız. Yücel Balku ’nun Sükût Ayyuka Çıkar’ı işte tam olarak böyle bir kitap. Sessizliğin içinden ses yükselten, suskunluğun ta kendisini ayyuka çıkaran bir anlatı dili var öykülerinde. Her biri neredeyse mitolojik bir sisin içinden süzülmüş gibi: Ejderler, devler, büyülü yılanlar, periler, prensler, prensesler, unutulmuş söylenceler, bilinmeyen diller, batık şehirler… Ama bunlar ne masal ne de gerçek; ikisinin sınırında, hafızanın kıyısında salınan öyküler. Geleneksel olanı çağdaş formda yazmak bu kadar mı ustaca olur? Yücel Balku'nun dili hem kadim hem taze. Arapça ve Farsçadan beslenen sözcük dağarcığı, hikâyelere güçlü bir kök veriyor ama asla yapay durmuyor.. Yazarın genç yaşta hayata veda etmiş olması ise bu kitabı daha da kıymetli ve eşsiz kılıyor bence. Çünkü Sükût Ayyuka Çıkar, bir edebi vaadin değil, doğrudan bir edebi doruğun işareti gibi. Beğendim demek yetmez; bu kitabı okumama vesile olan biricik kardeşime minnettarım. Az biliniyor belki ama kesinlikle gizli kalmış edebi bir hazine. Masal severler, anlatı geleneğini özleyenler, gerçekle ve düş arasında yürümeyi sevenler... Bu kitabı kaçırmayın.. Çünkü onu okumamak çok şey kaybetmek demek..
1000Kitap
Sükût Ayyuka ÇıkarYücel Balku · Can Yayınları · 201193 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kendi kendini gerçekleştiren kehanet
8/10
·464 syf.·
2025 29. kitabı
Gabriel Garcia Marquez ’in Yüzyıllık Yalnızlık’ı, bir roman olmanın çok ötesinde.. Hem bir düş hem bir tarih kitabı, hem fantastik bir anlatı hem de toplumsal bir yüzleşme. Macondo adını verdiği hayali kasabada bize aslında hiç de yabancı olmayan hikâyeler anlatıyor. Unutmalarla, tekrarlarla, suskunluklarla örülü, kalabalıklar içinde bile yalnız kalan insanların hikâyesi bu.. Roman boyunca karşımıza tekrar tekrar çıkan José Arcadiolar, Aurelianolar ve Úrsulalar yalnızca isim benzerliğiyle değil, karakter özellikleriyle de birbirini andırıyor. José Arcadiolar coşkulu, hoyrat ve fiziksel varlıklarıyla öne çıkarken; Aurelianolar daha çok içe dönük, sessiz ve melankolik. Úrsula ise ailenin vicdanı gibi; her şeyi çekip çeviren, bazen yorgun, bazen öfkeli ama koruyucu bir güç. Bu tekrar eden kişilik yapıları, kaderin aile içinde nasıl da zincirlenmiş gibi aktığını gösteriyor. Ailede nesiller boyu süren ensest ilişkiler ve sonucunda doğacak domuz kuyruklu çocuklar inancı da romanın omurgasını oluşturuyor. Üstelik bu sadece ahlaki bir mesele değil, bir lanet gibi.. Úrsula’nın yıllar boyu çocuklarının 'domuz kuyruğuyla' doğmasından korkması, bu korkunun gerçek olacağına inancı ve sonunda korkunun gerçekleşmesi.. İşte burada belki de kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete rastlıyoruz... Sonrasında bir kehanet daha okunur büyülü kitaplardan: Soyun atası ağaca bağlanır, sonuncusunu da karıncalar yer.. Sy:459 Aslında okura şu soruyu sorduruyor: Biz aynı hataları tekrar ede ede neyin içinde kayboluyoruz? Márquez burada sembollerle konuşsa da, bir soyun içine kapalı ve sağlıksız hale gelişine ince ama eleştirel bir dille dikkat çekiyor. Bu yalnızlık biraz da kendi içine kapanmanın sonucu değil mi? ...kentinin rüzgârla savrulup
1000Kitap
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,6bin okunma
El'in Kızı olunca
9/10
·400 syf.·
2025 27. kitabı
Kitabın incelemesine nereden başlasam daha az sinir krizi geçiririm diye düşündüm, bulamadım. Kitaptaki detaylar aklıma geldikçe sinirlerim tavan yaptı, en iyisi baştan başlamak dedim. Öncelikle kitap yazarın okuduğum ilk eseri ve bildiğim kadarıyla tüm romanlarında olduğunu gibi bunda da toplumsal gerçekçiliği ele alıyor. Gelin-kaynana-koca(!) üçlemesi. Karakter yapıları kısaca: Sönük, ağzı var dili yok, vur ensesine al lokmasını, herkesi iyi sanan, aslında bence saflık boyutunda olan gelinimiz Nazan.. Şeytanın arka bacağı hatta haksızlık olmasın Azazilin ta kendisi, her türlü ahlaksızlığı eteğinde taşıyan ama sürekli başkalarına edep-ahlak dersi verme cüreti olan kaynana Hacer.. Ve annesinin şeytana pabucunu ters giydireceğini bile bile dediklerini yapan, (tabi bunlar kendi gevşeklik ve ahlaksızlığıyla bağdaştığı sürece) gönül rızasıyla evlendiği karısı istediği gibi cilveli olmadığından, bundan mesul olarak karısını gören ve gönlü geniş(!) ama avukat (önemli burası lütfen) koca Mazhar. Bir de ana karakterlerden sonra çokça bahsedilen komşuları Naciye ve Rıza var. Bunlar da birinden belki bir şey koparırım diye girmediği kılık, yapmadığı yalakalık kalmayan, ahlak bekçileri olup ahlaksızlığın daniskası olan çiftimiz. Olaylar bu karakterler etrafında şekilleniyor ve iyi-kötü birçok insan girip çıkıyor hayatlarına. Karakterler maalesef ki günümüzde bile tanıdık geliyor. Hani insan, onca yıl geçmiş, bir arpa boyu yol katettiğini düşünürken, bugün dönüp bakınca, 21. yüzyılda kadınların daha yeni birey sayılmaya başlandığını görünce, yarım arpa boyluk ilerlemeden umutlanıyor.. Hikayede olduğu gibi, olan yine kadına oluyor. Ve bu maalesef ki çoğunlukla bir başka kadının eliyle oluyor. Oğluyla göbek bağını kesememiş hatta annesinin memesinden kopamamış erkekler, koca
1000Kitap
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,5bin okunma
Kör mü baykuş?
9/10
·95 syf.·
2025 9. kitabı
Kitap hakkındaki fikrimi yazmadan önce Sadık Hidayet hakkında kitabın başında ve sonunda verilen kısa bilgilere değinmek istiyorum. Yazarın ölümünden birkaç yıl önce kendinden şöyle bahsettiğini naklediyor arkadaşı Bozorg Alevi: "Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim, ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı... Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de." “Ölümünden az önce bir hikâye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi, ‘Salgı salamaz ol!’ diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. — Hidâyet’in hayat hikâyesi miydi bu?" Daha sonra Paris'teki bir evde intihar etmiş bulunur.. Sadık Hidayet in hikayesi acaba bu muydu, bu kadar mıydı?.. Kitabın sonunda yer alan biyografiyle okumaya başlarsanız, düğüm düğüm çözülür yazarın iç dünyası. Ama benim gibi bilmeden sonunu sonra okursanız, kitap bitince "şimdi daha iyi anlıyorum" hissine kapılırsınız. Okumaya başladığınız anda yapbozun ilk parçasını yerleştirmekle başlıyorsunuz hikayenin inşasına. Adım adım işlenen bir hikaye ve kitap bitmeden başını anlamanız pek de mümkün değil. Hikaye tüyler ürpertici bir şekilde başlıyor. Bir kadının okurken dehşete düşmemesi pek mümkün değil. Zira hikayenin başında tasvir edilen olayın çok benzerine daha birkaç ay önce şahit olduk ülkecek.. Ben sanırım izlediğim, okuduğum her şeyi yaşamımızda tartma gibi bir hataya ya da zaafa düşüyorum. Kitabı okudukça kahramanın haleti ruhiyesini anlamak mümkün oluyor. Her sayfada bir acaba mı yaşıyorsunuz ama tam olarak ne, adını
1000Kitap
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
İki çay doldurup muhabbete devam etseydik
9/10
·129 syf.·
2024 131. kitabı
Gece yarısı karanlık mutfakta tek ışık kaynağı olan o davlumbaz ışığında, masada oturup en yakın arkadaşına bir şeyler anlatırken içini dökmenin verdiği samimiyette bir kitap. Konunun muhatabı sadece "Osman" değil anlayacağınız. Konu bambaşka. Aslında içini dökmek için yazıya aktarılan o masadaki samimi muhabbet. Olayı anlamış çözmüş ama bir destek de bekliyor ya insan, "dur anlatayım sen de hakverirsin" gibi bir şey.. Kendi kendine yetenler de az değil tıpkı Sy:81'de "Kimseye ihtiyaç duymadan her şeyi kendi kendime çözebiliyorum. Muhabbetim de iyi, hiç sıkılmıyorum. Mecburi şeyler dışındaki her fırsatta kendi yanıma kaçıyorum." dediği gibi de bazen. "Kendimi boşa aldım bayırdan aşağı koşuyorum." Sy:89 dedikten sonra insanın amaan boşver hiçbir şey olmasa bile sabah olur deyip konuyu bağlayası geliyor. Ama muhabbeti sardı diye susuyoruz:)
1000Kitap
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,8bin okunma