Sessizliğin netleşmesini ve Yoktaşı’nda biriken serin suskunluğun kıyısında dişlerini göstermesini bekledi. Onun nasıl geldiğini biliyordu; kışları topraktan sızıp yollardaki teker oyuklarını doldurmuş su birikintilerini kaskatı yapan ayaz gibi.
Ama ara sıra, çok nadiren bu güzelliğin uykusundan uyandığı günler olur, o zaman harekete geçer, o zaman adeta öfkelenmişcesine göze batan, fanatik kıvılcımlar saçan renklerle çığlık atar, o zaman bin bir türlü rengini zafer edasıyla gözlerinizin önüne serer, o zaman kor gibi yanar, hazdan kendinden geçer. İşte böyle coşkulu bir gün, dün geceki o fırtınalı havanın kaosundan çıkmıştı…
…şimdi yaşamın onun gözlerinden süratle nasıl kaçtığını ve ölümün henüz hayattaki bu yüzün betini benzini nasıl sordurduğunu görünce, kötü şeyler olacağı içime doğdu.