…kadınlar, bilhassa genç kadınlar hiçbirimiz özgür değildik. Özgür olduğumuzu, özgürlükle aramızda bir duvar olduğunu, istediğimiz zaman bu duvarı bir omuz atıp yıkabileceğimizi sanıyorduk. Şiddetle yanılıyorduk. Özgürlük çok tatlı bir yanılsama, insanın hayal etmekten vazgeçemediği imkânsız bir fanteziydi.
Aslında hepimiz birbirimiz gibiyiz.
Yaşadığımız bu acımasız zaman ve zeminde herkes kendini nasıl hissediyorsa biz de öyle hissediyoruz. Yalnızız, çağı anlamaya çalışmaktan vazgeçtik, hayattan aşırı yorgunuz ve depresyonun kucağında oturuyoruz.
Ay bulutların arkasına saklandığı zaman bulutlar aniden beyaz ve cansız ışıklar saçar. Aralara kara bulutlar girdiğinde sıra dışı sadelik ve güzellikte desenler oluşur. Ya kül rengi ya eflatun yahut da mavimsi o desenlerin ardında ise, ya yuvarlak ya yarım daire şeklinde yahut ondan daha zarif veya bir ip kadar incecik, solgun ay saklanır.
…
Her şey sıradandı ve nefesini tutmuştu. Nefeslerini tutmuş bir sonraki sisi sabırla bekliyorlardı.
Böyle yoğun sisli bir şafakta, bu şehrin hayaletleri ne yapar ki?
Nefeslerini tutup bekledikleri sisin içine doğru sessizce yürürler mi acaba?
Sesimi bile bembeyaz yapan o su parçacıkları arasından onlara, bilmediğim anadilleriyle selam versem mi? Ya da konuşmadan sadece başımı mı sallasam?