Ben... ben sadece bir şeyi anlamıyorum, nasıl... nasıl bir insan bunu yapabiliyor, o anlarda nasıl onunla birlikte ölmeden durabiliyor... nasıl oluyor da ertesi sabah bir uykudan uyanabiliyor ve dişlerini fırçalayabiliyor ve bir kravat takabiliyor... o nefes, uğruna çabaladığım, mücadele ettiğim, ruhumun bütün güçleriyle tutmak istediğim o ilk insan... elimden kayıp giderken... bilmediğim bir yere doğru, dakika dakika, giderek daha büyük bir hızla kayıp giderken ve hummaya tutulmuş beynimde, o, o biricik insanı nasıl tutabileceğime dair hiçbir bilgi yokken... benim hissettiklerimi yaşadıktan sonra, nasıl oluyor da yaşamaya devam edebiliyor...
Anlıyor musunuz, doktor olmak demek ne demek, bütün hastalıklara karşı her şeyi bilmek -yardım etme sorumluluğu olmak, sizin de bilgece söylediğiniz gibi- ve yine de ölmekte olan birinin yanında güçsüz bir şekilde oturmak, bilmek, ama yine de gücü olmamak...
On iki ya da yirmi dört saat önce olsa bu adamdan nefret eder, onu parçalayabilirdim... Şimdi... size... size bunu kesinlikle anlatamam, onu görmek için nasıl can atıyordum... onu... sevmek için, sırf kadın onu sevdi diye.