Yaşam ne denli gecikirse geciksin,
ölüm hep zamanında gelir -
ölüm gecikmez.
...
Yaşayabildiklerimiz, eninde sonunda,
doğum günlerimizdir - ölüm günlerimiz değil.
Bir sabah kendine koyu bir kahve koyarsın, sıgara tablasını boşaltır, yeni bir sıgara paketi açar, bir tane yakar, telefonu önüne çekip defterini açarsın, - A'dan başlayarak, sırayla - dostlarını aramağa başlarsın. Özellikle dikkat edeceğin, o anda orada (o numarada) olma olasılıklarının yüksek olmasıdır; büroları sabah (öğleye kadar) ve öğleden sonra; evleri de akşam ilerledikçe ararsın - yurt dışındaki dostların için de saat farklarını hesaplarsın. Bu arada, kahven bittikçe yeniler, sıgara tablası doldukça boşaltır, sıgara paketi boşaldıkça da yenisini açarsın.
Her seferinde yeni numarayı çevirir, düşmesini bekler (bazıları zor; ancak birkaç çevirişte düşer) ilk zil sesi bitince de telefonu kapatırsın.
Sonra, "Yok" dersin -
sonra, "o da yok" -
sonra, "işte, o da" -
hep, "Yok" dersin.
Dostlarınla dolu bir gün geçirirsin.