Boyuna kefen ve kılıç asmak … Eski Türklerde, girdiği mücadelede başarısızlığa uğrayan kişilerin ‘börkü baştan çıkarıp koltuk altına alma, kuşağı çözüp boyuna asma, galibin silahının (kılıç) altından geçme’ gibi davranışlar, özür dilemek anlamına gelmekte idi.
Türk-İslam tarihinin en önemli dönemlerinden biri olan Selçuklu çağını askerî yönüyle derinlemesine inceleyen akademik bir çalışmadır. Yazar, yalnızca savaşların kronolojisini vermekle kalmaz; Selçuklu ordusunun yapısal özelliklerini, toplumsal kökenini ve siyasî düzen içindeki yerini sistematik bir biçimde analiz eder.
Eserde dikkat çeken noktalardan biri, Selçuklu askerî teşkilatının Türk bozkır geleneğiyle İslamî idare anlayışını nasıl kaynaştırdığıdır. Salim Koca, bu birleşimin sadece bir askerî düzen değil, aynı zamanda devletin siyasal meşruiyetini ayakta tutan temel unsur olduğunu vurgular. Özellikle ikta sistemi, gulam ordusu, sınır boylarındaki uç kuvvetleri gibi kurumların hem idarî hem toplumsal etkileri, tarihî kaynaklara dayanılarak açıklanır.
Yazarın dili akademiktir ama kuru değildir; kaynak kullanımında titiz, yorumlarında ise dengelidir. Kitap, Selçuklu tarihine ilgi duyanlar için yalnızca askerî bir inceleme değil, aynı zamanda devletin yapısına ve ideolojik temellerine açılan bir penceredir.
Claude Cahen, İslam Orta Çağı tarihini yalnızca kronolojik olayların ardı ardına dizildiği bir alan olarak değil, toplumsal ve düşünsel ilişkiler ağı içinde anlamlandıran bir tarihçidir. Selçuklularda Vezir adlı eseri, bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden biridir. Cahen, vezirlik kurumunu yalnızca bir idari makam olarak değil, Selçuklu siyasal kültürünün omurgasını taşıyan bir fikir alanı olarak ele alır.
Ona göre Selçuklu vezirliği, İran kökenli bürokratik geleneğin İslam siyaset düşüncesiyle birleştiği bir noktada doğmuştur. Nizâmülmülk gibi vezirler, sadece devletin düzenini sağlayan yöneticiler değil; aynı zamanda “adalet” ve “meşruiyet” kavramlarını şekillendiren entelektüel aktörlerdir. Cahen, bu kurumun işleyişini incelerken hem kaynak eleştirisine hem de dönemin sosyo-ekonomik dinamiklerine yaslanır.
Eser, Selçuklu tarihini sultanların gölgesinden çıkarıp, devlet aklını kurumsal düzeyde okuma imkânı sunar. Bu yönüyle yalnızca tarihçilere değil, siyaset düşüncesiyle ilgilenen okurlara da kıymetli bir perspektif kazandırır.