Çok kere de kendi kendimize etmiş olduğumuzu bize hiçbir düşmanın yapamayacağını görürüz. Ömrümüzün yarısı böyle, diğer kısmında işlemiş olduğumuz hataları tamir ve tashih ile geçer, fakat yazık ki bütün bu tecrübelerimizden istifade etmek içinse önümüzde ikinci bir ömrümüz yoktur.
Bizim yabancı bir hayattan sanki bildiğimiz nedir? Ve başkalarının bizden bilecekleri sanki ne olabilir? Her insan münasebette bulunduğu adamı hemen bir tek yüzüyle tanır.
İnsanın kendi talihi de kendisine pek ehemmiyeti olmayan bir şey diye gözüküyor. Zira -her ne kadar garip olsa da- mahrum olmak muhtaç olmak değil ve mahzun olmak mesut olmamak değildir. Şüphe yok ki aydınlık veya karanlık zamanlarımız olabilir. Lâkin neşemizin veya hüznümüzün mayası asıl vücudumuzun ve ruhumuzun bir usaresidir.
Yabancılar bazan bizi yaralamış olduklarını sanırlar ve bizi saran hayalimiz o kadar kuvvetlidir ki gönlümüze dokunmuş bile olamazlar. Bazan en hain ve acı hakikat ruhumuzun kalın zırhlarını o kadar az delebilir ki onun gelişinden, onun geçişinden haberimiz bile olmaz. Yabancılar bizi ezilmiş sanırlar ve biz kendimizi bir hayal içinden sıyrılmış duyarız.
Üstümüzde bir dakika dinlenmemiş nice bakışları biz senelerle üstümüzde her saniye, her an şahitlerimiz, sıyanet meleklerimiz gibi duyarız. Sevgililerimizin gönlümüze en sadık olanları ölmüş olanlardır. Sevgililerimizin en kutsîleri kendilerine değmemiş olduklarımızdır. Bazan bir ruhun tek sırrı, bir çocukluk aşkı, bütün bir ömür boyunca devam eden bir gönül hatırasıdır.