Bizler kepazeliği hak etmiş adamlarız arkadaş. Çok
münasip, çok güzel eder. Varsın elinden geleni ardına koymasın
o Ali Safa iti. Olur mu? Hemi de iyi olur. Sen yalnız hiç korkma
arkadaş. Hiç mi hiç korkma. Yüreğine korkuyu uğratma. Korkan yürek makbul bir yürek değildir. Sesi çabuk kesilir, Yobazım. Sen korkma arkadaş, korkma! Bütün bu işleri, seni korkutmak için getiriyor başına o gavur. Korkma yiğidim korkma! Sen
yürekli bir adamsm, korkma! Ben sana korkma diyorum arkadaş. Çünküleyim ki korkan kişi hiçbir vakit, hiçbir yerde, havada, hem de karada, hem de denizde hiçbir vakit de iflah olmaz.
Korkma, kaçan atm geriye gelecek, Ali Safa iti de belasını bulacak. Yangmdan kurtardığm at geriye gelecek, onu kurtarmak
için yaktığın şu güzel kabarmış elini görecek, acıyor mu elin
yavru? Acımaz mı? Varsm acısın, yanan eller iyi olacak. Atm geriye, geriye, geriye dönecek. Yangmdan kaçan at geriye dönmez
ama, iflah olmaz ama, senin atm geriye dönecek. Arkadaş, Yobazoğlu kızılbaş Haşan, Kürt Haşan sana diyorum, sana diyorum,
sana diyorum..." sesini yükseltti, sesi olağanüstü bir sesti, kaimdi, bir devden çıkar gibiydi, tok... "Atm geriye dönecek. Arkadaş Yobazoğlu, her tepeden bir gün doğacak!"
Gülerek, kalın kaşların örttüğü gözlerini kalabalığın üstünde bir daha gezdirdikten sonra güvenli bir sesle, sözcüklerin
üstüne bastıra bastıra:
"Her tepeden bir gün doğacak. Bir gün doğacak. Bir gün,
bir gün, bir gün..."
Biçimsiz, boğumlu bir karaçalı köküne benzeyen şahadet
parmağıyla güneşi gösterdi:
"İşte böyle," dedi, "işte böyle bir gün doğacak. İşte böyle
güzel bir güneş. Sıcak. Hem de ılık. İşte böyle... Her tepeden bir
gün doğacak. Atm geri gelecek. Geri gelecek..."