Sarı Yüz, edebiyat dünyasının parıltılı ama karanlık yüzünü cesurca deşen bir roman. R. F. Kuang bu kitapta başarı, hırs, kimlik ve etik sınırları hiç rahat vermeyen sorularla masaya yatırıyor. Hikâye, bir yazarın başkasının hikâyesini sahiplenmesiyle başlıyor ama kısa sürede “kime ait?” sorusundan çok daha fazlasına dönüşüyor.
Romanın en güçlü yanı, ana karakterin iç sesi. Okur olarak sık sık rahatsız oluyorsun ama gözünü de ayıramıyorsun. Kuang, karakterini aklamaya çalışmıyor; aksine onun zaaflarını, kıskançlığını ve kendini haklı çıkarma çabalarını tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Bu da kitabı sürükleyici olduğu kadar düşündürücü kılıyor.
Sarı Yüz sadece bir edebiyat dünyası taşlaması değil; aynı zamanda temsil, kültürel sahiplenme, görünürlük ve adalet üzerine sert bir yüzleşme. Sosyal medyanın linç kültürü, yayıncılık sektöründeki ikiyüzlülük ve “hak edilmiş başarı” kavramı ustalıkla işleniyor.
Dili sade, temposu yüksek. Bölümler kısa ve akıcı olduğu için kitap elden düşmüyor. Ama bıraktığı etki hafif değil; bitirdikten sonra uzun süre zihinde dönüp duran sorular bırakıyor.