Anne-bebek İkilisinde, hiçbir şeyin eksik olmadığı tamlığın yoğunluğu vardır. Anne eğer ortada yoksa her şey eksik demektir ve bu boşluktur. Bu erken ilişkide anne ile bebek arasında sınır yoktur, çocuk annenin bedenini kendisininkinin bir uzantısı kabul eder (anne için de bu doğrudur, o da ilişkiyi kaynaşma şeklinde yaşar). Dolayısıyla eğer anne “mevcut" değilse, bu, çocuk için, kendisinin bir kısmı eksik kaldığından, bir organının kesilmesidir. Sonuç olarak, dalgın, depresif bir anne (yokluğun bir biçimidir bu) ya da “başka yerde” çok meşgul olan, “daha önemli” başka şeyleri yapmak için çocuğunu terk eden anne, Anglosakson psikanalistlerin teo- rileştirdikleri bu “sökülüp alınma”yı ve karşılığında bir “sıkı sıkı yapışmayı” kışkırtma riski taşır. Ayrılık tehdidi ne kadar fazlaysa, sıkı sıkı yapışma da o denli yoğundur; ve bu ne kadar yoğunsa, eksiklik de o kadar telafi edilemezdir. Bu sürekli beklenti, bu ıstırap, duyumsal bir ilişki modeli yaratacaktır.