Ahmet h

Bu erkekle iletişim -ya da genellikle böyle adlandırdığımız şey- hiç de iletişmeye hizmet etmemektedir. Bunun ye­rine, yönlendirmeye, yani belirsizlik, kuşku uyandırmaya, kısacası ötekini istikrarsızlaştırmaya yöneliktir. Paradoks­tan hoşlanmaktadır ve görünüşteki iyi niyetli yüzsüzlükle bir günden diğerine birbirini tutmaz savlar ileri sürebilmektedir. Hiçbir şey anlamayan siz olursunuz! Yalanı da suçüs­tü yakalandığında, genellikle kayda değer, hatta ikna edici bir güvenle inkâr eder. Çapsız olan her zaman için karşısındakidir! Yani, siz. Zaten, konu ne olursa olsun haklı olduğunu ondan daha iyi kanıtlayacak kimse yoktur yeryüzün­de. Yalan onda sıradan bir alışkanlıktır. Çeşitli gerekçe ve hedefler için yalanı kullanır: Kendisini olmadığı şey olduğu­na inandırmak için, kendini yüceltmek için, şişinmek için, aynı zamanda da aile içinde, dostlar arasında fitne tohumla­rı ekmek ya da partnerini uydurma olaylarla suçlayarak kötü göstermek için veya ayrılık esnasında saldırmak, ötekini gözden düşürmek ve bütün hataları ona yıkmak için. Kısa­cası, narsistik sapkının yalan söylemek için çok sayıda “iyi gerekçesi” vardır...
Sayfa 144·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Genel olarak, narsislik sapkın doğrudan ve açık seçik ile­tişimi sevmez. Örneğin kelimelerde tasarruflu gözükür, size soru sordurtur ve sessizliğiyle, cevabı da siz vermek zorun­da kalırsınız. Bu dayatılmış monologda kurban bir ağın içi­ne düşmüş gibidir. Tereddüt eder, uygun soruları ve uygun cevapları arar. Böylelikle kendini mecburen fazlasıyla açar, örselenir yanlarını gösterir. Narsistik sapkın yol açtığı rahatsızlıkla ve kaçınılmaz yanlış adımlarla sessizce alay eder: Kendi değerini yükseltmesi için son derece gerekli olan öte­kinin “sersemliğini” tadını çıkartarak saptar.
Sayfa 143·Kitabı okudu
“Karşı-söz”den anlaşılması gereken şey, narsistik sapkı­nın kelimeleri “sahte” bir iletişim için kullanmasıdır. Hiçbir zaman herhangi bir insanla gerçek bir diyalog kurmaz. Yine de kelimeleri bilir! Sustuğu zaman bile suskunluğu anlam ve sonuç doludur; bu sonuçlar arasında çoğu zaman kurbanın suçluluk duygusu yer alır: Ne yaptığını kendine sorar, ken­dini sorgular, anlayabilmek için olayları her yönüyle kafa­ sında evirip çevirir.
Sayfa 141·Kitabı okudu
Anne-bebek İkilisinde, hiçbir şeyin eksik olmadığı tamlığın yoğunluğu vardır. Anne eğer ortada yoksa her şey eksik demektir ve bu boşluktur. Bu erken ilişkide anne ile bebek arasında sınır yoktur, çocuk annenin bedenini kendisininkinin bir uzantısı kabul eder (anne için de bu doğrudur, o da ilişki­yi kaynaşma şeklinde yaşar). Dolayısıyla eğer anne “mevcut" değilse, bu, çocuk için, kendisinin bir kısmı eksik kaldığın­dan, bir organının kesilmesidir. Sonuç olarak, dalgın, depre­sif bir anne (yokluğun bir biçimidir bu) ya da “başka yerde” çok meşgul olan, “daha önemli” başka şeyleri yapmak için çocuğunu terk eden anne, Anglosakson psikanalistlerin teo- rileştirdikleri bu “sökülüp alınma”yı ve karşılığında bir “sıkı sıkı yapışmayı” kışkırtma riski taşır. Ayrılık tehdidi ne kadar fazlaysa, sıkı sıkı yapışma da o denli yoğundur; ve bu ne ka­dar yoğunsa, eksiklik de o kadar telafi edilemezdir. Bu sürek­li beklenti, bu ıstırap, duyumsal bir ilişki modeli yaratacak­tır.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Olumsuz düşüncelere boğulan kadın sonunda kendinden gerçekten kuşkuya ka­pılır, çünkü, normal ve sağlıklı bir ilişkide teşvik edici, karşındakini daha iyiye yöneltici yapıcı eleştiriler olurken, nar­sislik sapkın yalnızca yıkıcı, kaba ve perspektifsiz eleştiriyi kullanır. Teşvikler onun söylemine girmez. Partneri kar­şı koyduğunda ise yaptırımlar hemen gelir: suskunluk, kü­çümseme, yok sayma, hakaretler.
Sayfa 122·Kitabı okudu