Kendi imkânlarına tamamen hâkim biri bu istilaya direnebilir; kişisel düşünme kapasitesi partnerin niyetlerini açıkça görmeye onu yöneltebilir. Dolayısıyla, ötekinin yaşamına yerleşerek onu kışkırtmak yetmez, onu hapsetmek de gerekir.
Bunu yapabilmek için eleştiri biçilmiş kaftandır. Öncelik le örtülü, ölçülü olan eleştiri hem kurbanın kendi karşısın da, onun kendi yeteneklerinden ve değerinden kuşku duymaya başlaması için, hem de bazı yakınları karşısında kurbanı yalnız bırakmak için kullanılır.
Yaşam denen bu tiyatro sahnesinde narsistik sapkın rahatça, kendi yaptığından emin hareket eder. Kaybedecek pek bir şeyi yoktur, oysa kazanacak çok şeyi vardır. Kendi kişiliğinin içinde oturur, kendini coşkuyla geliştirir. Gönül okşayıcı ve baştan çıkartıcıdır; daha ne olsun!... Ama aniden ortadan kaybolur, bir eksiklik yaratır, sizi kendine bağlar. Kimi zaman güleryüzlü, yardımsever, kimi zaman hırçın, saldırgandır.
Son darbe partnerin reddidir. Bütün enerjisinden, özellikle de narsistik sapkına çekici gelen -neşe, iyimserlik, cömertlik ve onu sevebilme kapasitesi- tüm niteliklerinden yoksun hale gelen partnerin reddi.
Narsistik sapkın kendini savunur, evet, çünkü bir adaletsizliğin kurbanı olduğunu düşünür; Ona bir şey borçludurlar, ona verilmemiş bir şey. Anneyle bağın güçsüzlüğü böyle bir kişiliğin oluşumunu başlatmış bir düğüm olabilir. Bir yandan kendini koruma yönündeki arzusuyla ve diğer yandan boşluğunu doldurma iradesiyle birlikte, kalıcı duyumsal duyguları yoktur. Elini öteki üzerinde ve ilişki üzerinde tutarak kendini kendini korur, kafasını rahatlatarak, hesaplayarak kendini bırakmaktan kaçınır. Derin ve ısrarlı duygular hissetmek, narsistik sapkının gözünde en kötü risktir, yani denetim ve hükümranlık yitimidir. Sevmek sunmak dolayısıyla maruz kalmak demektir, ama onun sunacak neyi var?